“Altmış Beş Yaş Üstü”


Ömrün evreleri, bebeklik, çocukluk, ergenlik, ilkgençlik, gençlik (yetişkinlik), orta yaş, yaşlılık diye sürer gider...

“Gençlik, olgunluk, çöküş...” de denir kısa yoldan insan yaşamının dönemlerine.

Yaşlılık anlayışı günümüzde çok değişmiştir. İnsan yaşamı uzadı, eskiden yaşlılık dediğimiz dönemler, artık orta yaş.

Öğrenme çağımız çocuklukla başlar, gençlikte sürer, kimi kez orta yaşlılık – yaşlılık döneminde bile sürebilir. “Öğrenmenin yaşı yoktur!” boşuna mı denmiş?

Yaşlı, yaş yaşamış “koca” kişiye denir. Eskiden “ihtiyar” denilirdi yaşlılara, bu Arapça söz dilimizden Cumhuriyetle çıktı gitti sonra.
Ozanlar, “yaşnameler”de altmış beş yaşı ve sonrasını hep aynı sözlerle anlatırlar. Anlattıkları günümüze hiç mi hiç uymaz:

Altmış yaşından başlarlar kişiye merdiven indirmeye. Ömrü sonlandırmaya:

“Sanki bir merdiveni iner.” Oysa günümüzde altmış yaşından önce kimseyi emekli etmezler Batı’da. Altmış yaşta emeklilik ise yalnızca pek az sayıda ülkede. Altmış beş, altmış yedi, yetmiş yaş emekli yaşı. O yaşa kadar çalıştırırlar insanı. Kimi de işini sevdiği için bırakmaz, çalışır. Sağlıklı kalmak isteyen, “işleyen demir ışıldar” atalar sözünü tutar. Bilim insanlarının, düşünürlerin, yazarların, hekimlerin en verimli yaşı bu yaşlar ve ötesi...

Amerika’da yetmiş yaştan sonra yaşlılığı başlatır hekimler. Bir yıl kadar önce Roma’da yapılan bir toplantıda, 2018’in sonunda, İtalyanlar yaşlılığı 75 yaşından sonra başlatma kararı almışlardı.

Altmış yaşta “Kendini mezara hazırlar” demiş bizim halk ozanlarımız insanımıza. “Altmış beşte beli bükülür.” Yaş yaşamış bedeni, bir iyice kötülerler: “Dişler dökülür, kemikleri ezilir, çocuğa benzer.”

Pir Sultan Abdal da, “Ömür Destanı” yazmış, başı atlayıp altmışlı yaştan sonrasını alalım:

“Altmışında iner bir merdivenden / Yetmişinde binse düşer duvardan / Sekseninde su getirmez pınardan/ Doksanında döşeğini düz ister.”

Yine aynı dönemin (17. Yüzyıl) başka bir ozanından (Aşık Ömer):

“Elli beşte ettikleri düş olur / Altmışında pirlik gelir kış olur/ Altmış beşte gören gözler yaş olur /Bir iki savrulmuş harmana benzer.

Yetmişinde ağrı iner dizine/ Yetmiş beşte duman çöker gözüne /Sekseninde kimse bakmaz yüzüne/ Baykuşlar öttüğü virana benzer.”

Ozan Fehmi Gür, günümüze yakın bir dönemde ölmüş (1914 -1982), yine de insanları yetmişinde bunatmış:

“Altmışında evlâdına güvenir / Yetmişinde kim ne derse inanır / Sekseninde sersem gibi dolanır / Göz görmez diz tutmaz bir hale döner.”

Oysa günümüzde, devletleri yönetenler, hep bu yaş ve üstündekiler. En basit örneği; ülkemizdeki liderlerin, parti başkanlarının yaşları altmış altıyla başlıyor, yetmişin üstüyle sürüyor; diğer devletler zaten belli... ABD başkanı, seçildiğinde 70 yaş üstündeydi. Yoksa böyle olsaydı, beden o yaşta çökseydi, dünya ülkeleri yetmiş yaşa kadar emekliliği uzatabilirler miydi? Bu da eskinin pek haince bir sözüdür:

“Yaş yetmiş, iş bitmiş.”

İşin kötüsü çok eskide kalmış bu sözü hâlâ yineleyebilen densizler eksik değildir. Günümüz gerçeğini bilmezden gelir, yaş yaşamış sıradan kişileri bu gibi sözlerle akıllarınca aşağılarlar.

“Tapındıkları” siyasetçilerin yaşlarını ise görmez böyleleri. Onlar tapınılacak adamlardır, belki de hiç ölmeyeceklerdir (?), onlara toz kondurmazlar. “Dünya Sultan Süleyman’a bile kalmamış,” unuturlar...

Toz kondurmadıkları da, bir gecede dünyada bir ilki yaşatırlar Türk toplumuna. Altmış beş yaş ve sonrasını ortalık maskarası ederler. Nasıl mı?

Böyle, “Tut kelin perçeminden.” demeyelim de ne diyelim buna:

“Türkiye'de koronavirüs vakalarının görülmesi nedeniyle salgınla mücadele kapsamında, 65 yaş üstü ve kronik hastalığı bulunan kişilerin dışarı çıkması yasaklandı.” (22 Mart 2020)

Sonrası gelir ama ne gelir?..

“Zor bacadan girerse şeriat (yasalar, dinin buyrukları) bacadan çıkar” demiş atalarımız. Gerçekten insan hakları çıkar yaşamımızdan, insanlar genç – yaşlı diye ayrılır. Toplumun tümüne, gerektiğinde, olağanüstü durumlarda aynı yasaklar konacağına, bizde akıl dışı bir karar verilir. Asıl virüs taşıyıcılar (bu nedenle okullar tatil ediliyor, memurlar evden çalışıyor) çalışan- okuyan kesimin dışarda dolaşması serbest, belirtilen bir yaşın üstündekilerin dışarı çıkmaları yasak!

O, genç, orta yaşlı kesim; dünden beri kafadan bir kararla evde oturmaya zorlanan, bunun için şiddet uygulanan, para cezası kesilen, sen diye hitap edilen, çoluk çocuğun parmakla gösterdiği, cüzzamlıymışçasına yanından kaçılan, polis eşliğinde sokaklardan toplanan büyüklerine, virüs - varsa eğer- bulaştırmayacaklar mı?

Sonra bu virüs doğum yıllarına göre mi gelip bulacak insanları? Akşam karar veriliyor, sabah uygulamaya geçiliyor, bakılıyor ki çalışan kesimin, öğretim üyelerinin, iş adamları, iş kadınlarının, bazı kurum çalışanlarının, belediye başkanlarının, spor adamlarının çoğu altmış beş yaşın üstünde, hemen bir ekleme, onlar için aynı gün düzeltme yapılıyor. Kararsa aynı kalıyor. Olaylar da başlıyor:

“Vur demeden öldürür!” “Vur dedikse öldür demedik ya.”

“Isparta'da, daha yasak başlamadan, gece bankta oturan yaşlıların üzerine yukardan su döktüler.”

“Sokağa çıktı, 392 lira cezayı yedi! Kahramanmaraş’ta, ekmek almaya giden vatandaşa idari para cezası kesildi. Yaşlı adama, seni dışarda görürsek bir daha ceza yazarız denildi.”

“Erzincan Valisi Ali Arslantaş, koronavirüs salgını nedeniyle sokağa çıkma yasağı bulunan 65 yaş üstü kimselerin, yasağı delmeleri durumunda 3 bin 150 TL cezaya çarptırılacağını söyledi.”

“Bursa’nın İnegöl ilçesinde parkta bankta oturan kişi, polislere 64 yaşında olduğunu söyledi ancak kimliğindeki yaşı 69 çıkınca evine gönderildi.”

“Çanakkale'de 65 yaş üstü kişiler feribotlara binemeyecek.”

“Esenyurt'ta 65 yaşın üzerindeki vatandaşlardan bazıları “evden çıkma yasağına” rağmen meydana çıktı. Arkadaşının 65 yaşından büyük olduğunu söyleyen bir kişi, "Polisi çağıralım alsın götürsün bunu!" dedi.”

“69 yaşındaki Şükrü Yiğit; "Cenazemiz var. Sabah evden çıktım. Caminin önüne geldim. Oturuyordum. Belediyeden memur geldi. “Amca kalk, yasak var" dedi. Kendi memleketimizde garip kaldık. Ne yapacağımızı şaşırdık kaldık. Havaalanına gidiyoruz almıyorlar. Otogara gidiyorum. Otobüse almıyorlar. Mecburi ihtiyaçlar var.”

“Mersin'de 65 yaş ve üstü kişiler için İçişleri Bakanlığı tarafından konulan sokağa çıkma yasağına uymayanlar, polis memurları tarafından uyarılarak evlerine gönderildi.”

“Polis memurunun 65 yaş üstü olduğunu tespit ettiği bir kişi ise, "Evde yalnız kalmaktan sıkılıyoruz. Yasak ama yine de çıktık" dedi.”

“Zonguldak’ın Devrek Belediyesi tarafından Cumhuriyet alanında vatandaşların oturdukları banklar, koronavirüs tedbirleri kapsamında tel kafes ile çevrilerek vatandaşların oturması engellendi.”

“Evine yürüyerek gideceğini söyleyen yaşlı kadına, yasağı tekrar hatırlatan polisler, "Seni sokakta yürütmeyiz. Evine kadar ekip arabasıyla bırakacağız." dedi.”

“Kimliğinde 65 yaşında görünen satıcı köylü kadın, “Aslında 61 yaşındayım, dedem büyük yazdırmış,” dedi, polisleri inandıramadı. Apar topar yerinden kaldırıldı."

Giderken “Dedemin mezarına gideceğim dosdoğru, mezar taşını kıracağım!” diye bağırırmış, kadıncağız.

Bizim de aklımıza o an şu sözümüz geldi:

“Yaşı at pazarında sorarlar.” İnsanları böyle ayıramazsınız!

Tüm bu olanlar, “Dostlar alışverişte görsün!” hesabı.

Bir kesim, geri dönülemeyecek, yarası onarılamayacak şekilde dün itibarıyla dışlandı ülkemizde. Onları korurmuş gibi yapıp sağlıklı yaşam hakları engellendi, çoluk çocuğun maskarası edildiler.

Bu arada da, neler neler yapıldı. Kaşla göz arasında çıkarılan yeni yasayı duydunuz muydu? Doğal Sit alanlarımız imara açılıyor. Ülkemiz yağmalanıyor.

Uyuşturucu suçu da, kapalı kapılar ardında hazırlanan infaz paketine girdi. Uyuşturucu imal edenler, alıp satanlar yakında aramızda.

Asker uğurlama yasaklandı ama HDP kapısında nöbet tutma tiyatrosu sürüyor. Kimse onlara yasak koymadı. Bölücülüğün oyunu büyük çünkü, sürmesi gerek...

Daha üç beş gün önce bir alışveriş merkezi açılışında hiçbir önlem alınmadı, açılış yasaklanmadı, açılışta gazeteler; “ Büyük izdiham yaşandı.” yazdılar. Aynı günlerde ölen Türk Silahlı kuvvetleri eski komutanı, bilimsel bir tanıyla değil, kanaata dayanarak virüs taşıdığı var sayıldı, törensiz, kimsesiz gömüldü. Bu tarihimizde bir ilkti.

“Eşinin test sonucunun COVID pozitif gelmesi üzerine merhum Aytaç Yalman’ın klinik tablosunun da uyumlu olduğu dikkate alındığında COVID 19’a bağlı vefat ettiği kanaati oluşmuştur.”

İnsanımızın yaşına göre ayrılarak polislerce toplanması bir ikincisiydi ilki yaşananların...

Bir de, kültürümüze virüs sokma darbeleri yaşanıyor aynı anda. Madem konserler yasaklanmış. Herkes evdeymiş, birileri onları eğlendirmeliymiş. Her şeyimiz tamam, tek eksiğimiz delilik. Sanırsınız bilgisayardan, cep telefonlarından, televizyonlardan, evdeki diğer müzik aygıtlarından insanlar müzik dinlemek isterlerse dinleyemeyecekler!

Dün gece bunu Avcılar da, büyük bir sitede denemişler. Bir Nijeryalı, topluma parmak atmış. Kimsenin sesi çıkmamış. Altı yıldır Avcılarda yaşarmış adam, balkona tezgahını kurmuş, DJ’lik ederek (yayını yöneterek) yabancı ve Türkçe şarkılar çalmış çok yüksek ses tonuyla çevresine. Yan ve karşı bloklardan dinlenmiş, alkışlanmış. İngilizce böğürtülerin arasına sıkıştırdığıTürkçe şarkı dedikleri de ne biliyor musunuz? Aha, sözleri kopyaladım:

“Dediki götür beni aya. aya. aya, aya wouh / Dedim gidek uzaya aya, aya, aya wouh / My baby girl she got the faya, faya; faya, faya wouh / Bi gelebilsen buraya, hasretinden yana, yana, yana /Ya, ya, ya...”

Diğeri de şu, kerameti kendinden menkul birinden:

“Aradığın aşksa en güzelinden / O zaman başka / Açarım kapıları hazırım dünden”

Yeni Dünya Düzenini bizde önce müzikle kuracaklar anlaşılan. Nijeryalı altı yıldır İstanbul da yaşıyormuş ama diline bakınız, resmen bizimle alay ediliyor:

“Ben İstanbul, Türkiye çok güzel. Ben Türk evli. İki tane bebek var. Problem yok. Bitti.”

Bunun müziğini, o çaldığı yarım yamalak Türkçe müzikleri, eminim, aklı başında hiçbir altmış beş yaş üstü vatandaş dinlemez, dinletmez!

Belki de bu yüzden; fırsatçılar iş başında!

Altmış beş yaş üstünü de, toplumun belleğini, geçmişini, yaşayan tarihleri de küçük gösterecek, onları toplum önünde horlatacaklar! Neymiş hastalıktan koruyorlarmış. Asıl virüs ( böyle bir şey varsa tabii) taşıyacakları, toplumun diğer kesimlerini dışarda bırakarak mı?

“Demirören Medya” da (yandaş basın yayın) boş durmamış, derhal evlere konser başlatıyormuş. İlk konser Ferhat Göçer’denmiş. Kim mi o?

“Kürt"lüğümden gururluyum, Türkiyeliyim.” diyerek Türk kimliğinin Türk vatanından kalkmasını isteyen bir popçu. Atatürk’ün Gençliğe Hitabı’ndaki “Türk” sözünü “Türkiye” gençliğine çevirerek okumaya kalkışan diğer bir “Ahbap”çı popçu gibi.

Yeniden başlatılacak açılım, yeni düzen geliyor, “Eli kulağında...” Yeni “akiller” hazır, beklemedeler.

“Yıl uğursuzun.”

“İt ısırmaz, at tepmez deme!”

Feza Tiryaki, 22 Mart 2020

 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Nilgün  TAŞEL
Nilgün TAŞEL - 3 gün Önce

Harika bir analiz.hic eksiksiz.

Fikret Özdil
Fikret Özdil - 3 gün Önce

Mükemmel. Gözleri keskin, kalemi güçlü. Cumhuriyet kadını. Adı; hakkı olan mertebeye işaret gibi. Soyadı; okurlarına bulaşan olmalı.
İçten tebrikler.
Fikret Özdil
İstanbul

Ahmet Batur
Ahmet Batur - 3 gün Önce

Emeğine ve kalemine sağlık sevgili öğretmenim.

banner695