Önce atamayı ele alalım.
Atama sistemi, genel merkezlerin sahaya daha hızlı müdahale edebilmesini sağlar. Kriz anlarında, teşkilatın dağılmasını önlemek ya da belirli bir siyasi çizgiyi korumak adına güçlü bir araçtır. Ayrıca liyakatli olduğu düşünülen isimlerin doğrudan göreve getirilmesi, teoride daha “kontrollü” bir yapı oluşturur. Ancak burada büyük bir sorun ortaya çıkar: tabanın iradesi. Eğer bir ilçe başkanı tabanın desteğiyle değil de yukarıdan gelen bir kararla göreve gelmişse, sahada karşılık bulması zorlaşır. Bu da teşkilat içinde küskünlüklere, hatta pasif direnişe yol açabilir.
Diğer tarafta seçim yöntemi var.
Seçimle gelen bir ilçe başkanı, doğrudan üyelerin ve delegelerin desteğini alır. Bu da ona meşruiyet kazandırır. Teşkilatın motivasyonu artar, çünkü herkes sürecin bir parçası olduğunu hisseder. Ancak seçimlerin de kusursuz olduğunu söylemek mümkün değil. Yerel klikler, gruplaşmalar ve “ekipçilik” anlayışı, seçim süreçlerini sağlıksız hale getirebilir. Bazen liyakatten çok güç dengeleri belirleyici olur. Bu da uzun vadede partinin kurumsal yapısını zedeleyebilir.
Aslında mesele sadece “nasıl seçildiği” değil, “nasıl yönetildiği”dir.
Atanmış ama tabanla güçlü bağ kurabilen bir ilçe başkanı, seçilmiş ama teşkilatı bölmüş bir başkandan çok daha başarılı olabilir. Aynı şekilde, demokratik bir seçimle iş başına gelip kapsayıcı bir yönetim sergileyen bir başkan da partiyi büyütebilir.
Peki çözüm ne?
Belki de katı bir “ya o ya bu” yaklaşımı yerine, hibrit bir model düşünülmeli. Örneğin; genel merkezlerin belirli kriterlere göre aday havuzu oluşturduğu, ancak son sözü teşkilatın söylediği bir sistem. Ya da seçimlerin daha şeffaf, denetlenebilir ve liyakat odaklı hale getirildiği bir yapı.
Çünkü siyaset sadece yukarıdan aşağıya yönetilen bir mekanizma değildir. Aynı zamanda aşağıdan yukarıya yükselen bir iradedir.
Sonuç olarak;
İlçe başkanları ne sadece atanmalı ne de kontrolsüz şekilde seçilmelidir. Asıl ihtiyaç, hem tabanın sesini yansıtan hem de partinin genel vizyonunu taşıyabilen dengeli bir sistemdir. Aksi halde, ya demokrasi zedelenir ya da disiplin kaybolur.
Ve unutulmamalı:
Siyasetin gücü, sadece liderlerden değil, en küçük teşkilat biriminden başlar.