Ataerkil ailelerde evin beyinin öfkelendiğinde olan olaylara “beyin fırtınası” denir. Bu sırada bey çok öfkeli olur. Önüne geleni kırıp döker. Çocukları ve evin hanımını döver. Gerekirse bir rakı masası kurulur. Rakı şişesi açılır. Dil peltekleşir, silah varsa ortaya konur.
Şaka bir yana bu değil beyin fırtınası, BEYin fırtınası bile değildir. Çünkü bey olanlar böyle bir fırtına yaratmazlar. Beyler bey gibi davranır ve ilişkilerini kırıp dökmeden bir beyefendi gibi yürütürler. Öyle davrananlar ise bey değil kapıda süpürge bile olamazlar.
Google amca beyin fırtınası için “Tek başına ya da bir grup ile birlikte gerçekleştirilebilen bir uygulamadır. Beyin fırtınası, fikirlerin akla geldikleri anda açığa çıkarılması istenmektedir. Fikirler, ilk aşamada yargılanmaz ya da eleştirilmez. Ek olarak, hiçbir fikir, beyin fırtınasının ilk aşamasında ‘saçma’ olarak nitelendirilmezler. Bu sayede, kişinin tüm fikirlerini çekinmeden, aklına geldiği ilk hali ile direkt olarak sunması sağlanmaya çalışılır. Yargılama yapılmamasından kaynaklı olarak fikirler birbirleri ile beslenir ve birbirleri sayesinde evrilirler.” diyor. Ve devam ediyor: “Beyin fırtınası, rahat ve resmiyet bulunmayan bir ortamda, yatay yaratıcı düşünmeyi teşvik eden bir grup düşünme tekniğidir.”
İnternette bu konuda bilgi çok. Kitaplar da çok. Ama internette bilgi çok diye biz de tembellik yapıp kendi gözlemlerimizi ve deneyimlerimizi yazmaktan vaz geçecek değiliz. Biz de duvara birkaç taş koyalım ki yaşadığımız belli olsun. Zaten konu düşünenler tarafından farklı biçimde anlaşılmaya pek elverişli.
Beyin fırtınası bizim insanımız için yeni bir kavram. Gavurda pişiyor, bize de düşüyor. Zaten ben de hoşuma giden bir kavram olduğu için yazıyorum. Yeni kavramlar üzerinde sere serpe at koşturma imkanı olduğu için de önemlidir. Gerçi her kavram herkes tarafından her zaman tekrar tekrar yorumlanabilir. Ama bazı akıllılar kavramlara kendi bildikleri anlamdan farklı bir anlam yüklenmesini pek sevmezler. Ama onlar isteseler de istemeseler de biz düşüncemizi söylemekte yarar görüyoruz.
Beyin fırtınası, okuma, yazma ve tartışma sırasında kafayı sürekli çalıştırmak ve değişik olanı, yeni olanı, hatta uçuk olanı bile dikkate almak demektir. Birçok kişi kafa konforunu bozmak istemez. Daha önce bildiklerinin dışında yeni bilgilere açık değildir. Bırakın tartışmayı, duymak bile istemezler. O yüzden yeni insanlarla tanışmak, yeni yazarlar okumak yerine “Benim oğlum bina okur” hesabı ömürleri boyunca dost çevrelerini genişletmez, aynı yazarları okur dururlar.
Biz ulus olarak “Böyüklerimiz bizden eyi bilir” mantığıyla yetiştik. Hâlâ da herkesin büyükler kadar iyi düşünemeyeceğini düşünen, beyninin anahtarını öğretmene, hocaya, siyasetçiye ya da hanımına teslim edenler çoktur. Bunlar köle ruhlu kişilerdir. Beyinlerini kiralarlar, rahat ederler. Halbuki nasıl bu ülkenin kalkınması için topyekun emek vermek gerekiyorsa düşünsel yönden de kalkınmamız için eksik tamam demeden düşüncelerimizi söylememiz gerekir. Biz eksik söyleriz, bir başkası tamamlar. Ya da bizim yanlış düşüncemiz birinin aklına doğrusunu getirir. O düşünce birçok rahmete sebep olur. Demokratik toplumlarda herkesin düşüncesini söyleme özgürlüğü olmasının temelinde bu düşünce yatar. Nasıl toplumların kalkınmasında aristokratlar kadar halkın içinden çıkmış bilim, sanat ve siyaset adamları da etkin olmuş ise doğru yanlış, eksik tamam demeden her düşünce makbuldür.
SOMSÖZ: BEYNİN FIRTINASI BİLE MAKBULDÜR.