Başlıktaki söz Metin Akpınar’ın. Bizde ise bilmek şart değil. Onun için konuş da nasıl konuşursan konuş. Ne akıllı olması gereken siyasiler ne de düşünceyi yüz kere bin kere damıtması gereken bilim adamları bilgiyi ciddiye almaz. Diplomalar da fasa fisodur. Adam diplomayı 8-10 yılda elde eder, ama konuşur. İmza yetkisi vardır. Onun bilgisini ve düşünme kalitesini ölçecek bir ölçek yoktur. Bilgisi ne kadar verimlidir? Ne kadar derindir? Onula kimsecikler ilgilenmez. Varsa yoksa diploma. Hele bir de devlet dairesine girip söz söyleme yetkisi oldu mu sözünün üstüne söz koymak kimin haddine?
Halbuki “Bildiğin kadar düşünürsün.” Masa başından kestiğin ahkam genellikle yanlış çıkar. İster yasa yapıcı ol ister karar verici… Bir şeyin yüzde bir yanlış olma ihtimali varsa yanlış olur. Yasa koyucular bu yüzden kılı kırk yarmak zorundadır. Tüm meclis tartışmaları, onların emrine verilen danışmanlar, araçlar, şoförler hep bilgiye rahatça ulaşmaları ve olabildiğince çok bilgi edinmeleri içindir. Çünkü bilgi düşünmenin anahtarıdır.
Bizimkilerin düştüğü bir başka yanlış da tek taraflı bilgidir. Fazla araştırmadan, doğru olup olmadığını sorgulamadan elde edilen bilgiler de insanın doğru düşünmesini ve isabetli kararlar almasını engeller. Para ile bilgilerin çarpıtıldığı, oynandığı (manipüle) da bir gerçek. Yani ulaştığınız hiçbir bilgi yüzde yüz doğru değildir. Muhakkak birkaç eksiği vardır. Hele hele bazı bilgiler ayağınıza gelmişse o bilgiye kuşkuyla yaklaşmalısınız. Sizin öyle düşünmenizi ve o doğrultuda kararlar almanız isteniyordur. Reklam deniyor buna. Ama birçok reklamın kutsal şeyler üzerine yeminler, kasemler edilerek yapıldığını bilmelisiniz. Bilinen bir şeydir ya! Adam 500liralık öküzünün kulağına “Bin lira! Bin lira!” diye fısıldamış, ondan sonra da “Bu öküz bin lirayı duydu” diye bin bir çeşit yemin etmiş. Sizin de kulağınıza fısıldayanlar bin bir çeşit yeminle sizin aklınızı çelmeye çalışabilir.
Bir başka yanlış daha var: Fısıldayarak söylenenler, davul zurna çalınarak söylenenlerden daha sağlıklı bilgi sanılıyor. Bu da tabii reklamcıların ve kötü niyetlilerin dikkatini çekmiş. Bazen ya konuşmuyorlar ya da fısıldayarak söylüyorlar. Öyle ya: Bir ima bin mana!.. İşte burası at izi ile it izinin birbirine karıştığı yerdir. Seç seçebilirsen.
Sağlıklı karar vermek için sağlıklı düşünmeye, sağlıklı düşünmek için de sağlıklı yollardan bilgi edinmeye ihtiyaç var. Tabii bilginin içinde boğulup istikametini yitiren, büsbütün saçmalayan beyinler de yok değil. Arif denen kişi duvarın arkasını elindeki kıt bilgilere rağmen görebilen kişidir. O da ayrı bir zihinsel donanım gerektirir. Zan dediğimiz şey de bilgi ile ortaya çıkan bir karardır. Kulaktan dolma bilgilerle kişiler ve olaylar hakkında iyi ya da kötü zanda bulunmak da yanlıştır. Onun için atalar bir kişiyi tanımak istiyorsan ya komşu ol, ya yola git, ya da alışveriş yap!” diyorlar. Yani adamın kendisine dokun, ezbere karar verme! Demek istiyorlar. Hele kulağına kötü şeyler üfürülüyorsa üç kez beş kez düşün diyorlar.
SOMSÖZ: BİLDİĞİN KADAR DÜŞÜNÜRSÜN!..