Face’te Şükrü Altınel adlı arkadaşımızın bu platformda yayınlanan şiirler ve okuyucularla ilgili güzel bir yazısı var. Yazının başlığı “Şiiri Okumak, Okuduğu Şiire Yorum Yazmak”
Aslında yazıyı da yapılan yorumları da görmeden konuşmak doğru değil. Ama ben burada o konudaki görüşlerimi ifade etmek istiyorum. Çünkü aynı dertten ben de mustaribim. Yazıyı da yorumları da okudum. Görüşlerine değer verdiğim için bu yazıyı kaleme aldım.
Şükrü kardeşimin insanımızın şiir okurken takındığı tutuma itirazı var. Aynı itirazı ben de yapıyorum. Ama bu ortam herkesin girip çıktığı bir ortam. Herkesten bilinçli olmasını beklemiyoruz. Şükrü kardeşimin itirazına da hak vermemek mümkün değil. Çünkü bir konuda itirazımız varsa bunu yüksek sesle dile getirmek bizim borcumuzdur. Herkesin şiir okumayı bildiğini söyleyemeyiz. Bu da öteki bilgiler gibi düşe kalka öğrenilecek bir şey.
Buraya herkesin şiir okumayı bilerek geldiğini söyleyemeyiz. Özgürlüğün bir anlamı da yurdum insanına yanlış yapabilme fırsatı vermesidir. Yani vatandaş yanıla yanıla yanılmamayı öğrenecek.
Okullarımızdaki Türkçe edebiyat derslerinin güzel konuşmak, güzel şiir okumak, güzel yazı yazmak gibi konularda bilgi verdiğini sanmak boşunadır. Bilişimle ilgili derslerin sosyal medya ortamında dolaşmayı öğrettiğini düşünmek de boşuna. Herkes bunu hayatın içinde dolaşırken öğreniyor. O da şansı varsa. Ömrü Şükrü kardeşimizin söylediklerini öğrenmeden bitecek nice kardeşimiz var. Bunların içinde Türkçe edebiyat öğretmenleri bile var.
“Altının değerini sarraf bilir” derler ya. Yazmanın değerini de ancak yazanlar bilir. Yemeğin tadına varmak için yemek yapmanın zahmetini ve keyfini bilmek lazım.
Şükrü kardeşimiz gibi ben de sosyal medyada yazdıklarımın okunmadığından şikayetçiyim. Bırakınız yurdum insanını, üniversite mezunlarının bulunduğu platformlarda bile yazılarınız, düşünceleriniz çöp muamelesi görüyor. Bu durum yazanlar, yazmak zahmetine katlananlar için bir zaaf gibi gelir. Ama ne yapalım, bizim eksiğimiz de bu. Buna rağmen insanlar yazmaktan vazgeçiyor mu? Hayır. Aman vazgeçmesinler. Her yazı bir tohumdur. Her cümle bir tohum. Bazen taşa düşer, bazen yaşa. Yazının güzelliği söz gibi yitip gitmemesidir. Bugün okunmaz yarın okunur. On yıl sonra okunur.
“Okula kafası çalışanlar gelsin. Kafası çalışmıyorsa gitsin çoban olsun” dediğiniz zaman insanların önünü kesmiş olursunuz. Zeka ve yetenek öyle erken yaşlarda kendini gösteriveren bir şey değildir. Bazen geç gösterir. Sosyal medya herkesin meydana çıktığı bir arenadır. Kimisi top oynar, kimisi top toplar. Yeteneği zaman gösterdiği gibi yeteneği birisine bir ilham verir onun yeteneği parlar. Dediğimiz gibi yazı bir tohumdur. Hangi tohumun hangi toprakta yetişeceğini, hangi türden bir çiçek açacağını, meyve vereceğini, meyvesinin kalitesini, kaç liradan alınıp satılacağını kimse tahmin edemez.
Lafı uzattık.
SOMSÖZ: HERKES HAKLIDIR.