Epey bir zamandır şekerden mustaribim. 6 yıldır insülin kullanırım. Ağrı yapmadığı için önceleri şekeri ciddiye almadım. “Bu bal şekeri yükseltmez. Üzüm de şekeri yükseltir miymiş? Yav bu incirden bir şey olmaz. Ekmek yemekle şeker yükselseydi ben ölürdüm...” gibi sözlere itibar edip şekeri kızdırdım.
Meğer şeker bütün hastalıkların başı, sinsi mi sinsi bir hastalıkmış.
Hastalığın iyisi mi olur? Önce ağzımın taı bozuldu. Fark etmedim. Sonra kaşıntılar başladı. Bizde “ara yer hastalığı” denen bir hastalık vardır. Karın ağrısı gibi bir şey. Yellenince geçen türden. Ben de kaşıntıları ciddiye almadım. Çünkü biraz kaşınıyor geçiyordu. Kulaklarımda çınlama başladı. Şekerden olabileceği hiç aklıma gelmedi. Zaten pek kötü bir şey de değildi. Büyüyordum canım. Büyüdükçe kulaklarımdaki çınlama arttı. En önemlisi de uykularımın bozulmasıydı. Duyduğumbir dize, bir türkünün ezgisi uykum boyunca beynimde kırık bir plak gibi dönüp duruyordu. Psikologlara ve öteki doktorlara anlattım. Kimsecikler şekerin sebep olduğunu söylemedi. Hatta aklına bile getirmedi.
Gözlerim artık iyi görmüyordu. Gözlük aldım, kullanamadım. Çünkü gözlerim yanıyordu. Gözcü bunun şekerden olabileceğini söylemiyor, göz kuruluğu için ilaç veriyordu. Tabii ben bu arada meyvelere devam ediyordum. Bir nardan, iki dilim kavundan, karpuzdan ne olacaktı? Bir salkım üzümden, portakaldan şeker mi yükselirdi? Her mevsimin kendine göre meyveleri ve tatları vardı. Onlardan mahrum kalmak olur muydu? Filan fırında bir tahinli simit yapılıyordu, insan yerse değil yemzse ölürdü.
Şekeri sık sık ölçmek gibi bir adetimiz de yoktu. Şeker ağrılı bir şey yapmıyordu. Gutu ne yapmalı? Şeker, ürik asiti de tetikliyordu. Ürik asit ayak eklemlerinde birikiyor, orada cam kırıkları gibi kristalleşiyordu. Sonra da gelsin ağrılar. Bazen diz şişiyor, eklemlerde cam kırıkları birikmiş gibi oluyordu. Basabilirsen bas bakalım. Kımıldamak bile büyük bir işkenceydi. Meğer gut da şekerin ürik asiti tetiklemesinden olurmuş.
Ya öfkeyi ne yapmalı? Önceleri kızmadığın bir şey için küplere biniyorsun. Öfke de doğal canım. İnsanlar anlayışsız ne yapacaksın? Bir de öfkelenince dzelteceğini düşünüyorsun. Halbuki şeker öfke patlamaları yapıyor. Sadece ötekilere öfkelensen neyse. En yakınındaki kişiler için yenilmez yutulmaz biri olup çıkıyorsun. İncitiyorsun, kırıyorsun, köprüleri -ve ilişkileri- dinamitliyorsun. Kırdığın kişilerin bini bir para. Ve “Öfke geliyor göz kızarıyor, öfke gidiyor yüz kızarıyor.”
Şekerin en önemli etkilerinden biri de belleği zayıflatması. Aslında insan beyni binlerce terabitlik bilgiyi alabilen bir organ. Ama şeker bu organı zaafa uğratıyor. Artık bardak yeni bir şey almaz oluyor. Ne dökerseniz dışına taşıyor. Verdiğiniz sözler, gördüğünüz şeyler silinip gidiyor. Halbuki karşınızdaki kişi bunu bilmiyor. Siz dertlisiniz. Ama ağrınız yok. Onun için dertli değil gibi görünüyorsunuz. Alzheimer gibi bir şey. Normal görünüyorsunuz da değilsiniz. Beyniniz tükenmiş. Piliniz bitmiş.
Birgün böbreklerinizde bir ağırlık baş gösteriyor. Gidiyorsunuz ürolojiye. Ölçüp biçiyor ve “Böbrekleriniz alarm veriyor” diyorlar. “inanamıyor, “Ne ara?” diyorsunuz. Böbrekler böyle sinsi miymiş? Böbrek iflaslarının ardında da denetlenemeyen şeker var. Çünkü yüksek şeker damarları ve organları bozuyor. Bozuyor, yumuşak bir söz. Tüketiyor.
Bir gün biri, “Doktora gittiğinde derdin ne olursa olsun, ‘Benim şekerim var’ diyeceksin. Kaç yıldır şekerli olduğunu ve insülin kullandığını da söyleyeceksin” dedi.
Söylüyoruz artık. Ama yolun sonu göründü. Yaşamayı öğrendik, ama her tatlı şey gibi o da bitecek.
Derler ki şekerliler uzun yaşıyor. Evet, uzun yaşayabilir. Ama kaliteli yaşayabilirler mi? Orası karanlık. Şeker dalgalanmalarını sorun etmezse belki.
25 Şubat 2026
SOMSÖZ: ŞEKER TATLI, HASTALIĞI ACIDIR.