BİZİM BAYRAMLARIMIZ

Abone Ol

O güzel günler, o güzel atlara binip gittiler.

Hepimiz eskiyi anarken özel gelenekleri değil de genel gelenekleri anıyoruz. Onları aktarıyoruz. Böylece üçüncü kişilere “Bizim sizden bir farkımız yoktu” demek istiyoruz. Hâlbuki herkesin ve her toplumun özeli var. Nedense bugüne kadar özeli yazanı ben okumadım.

Ben 63 yaşındayım. Size 1960’lı yıllarda (bizim çocuk olduğumuz dönemde) Bozyazı Tahtacılarındaki Şeker Bayramını anlatmak istiyorum.

Bizim namazla oruçla pek ilgimiz olmadığından ne orucun erdemlerini bilirdik ne de obanın bayrama özel ritüellerini. Biz sadece bayramı bilirdik: Şeker bayramı. Bizim çocukluğumuzda, Şeker bayramı çocukların 23 Nisan’ı idi. Arife akşamı ve Bayramın ilk günü sabahı giyinir kuşanır şeker toplamaya çıkardık. Büyük bir coşkuyla obanın bütün evlerini tek tek dolaşırdık. En küçük kardeşlerin elinden tutulur, o da gezerdi. Alaşeker, akide şekeri, badem şekeri, kâğıtlı şeker.

Azıcık sırnaşık olanlar orada olmayanların hakkını da isterdi. Anamın hakkını, babamın hakkını, nenemin hakkını… gibi. Herkesin bir hak isteme hakkı vardı. Çok hak isteyen sırnaşıklar ötekileri de güldürür, hatta alay konusu bile olurdu.

Alaşekerin iki çeşidi vardı: Biri topaktı. Öteki ise simit gibiydi. Topak olan şekerlerin bazısı yeterince ağdalanmamıştı. İnsanın damağına ve dişlerine yapışırdı. Bazıları ise iyice kristalize olmuş olurdu. İnsanın ağzında dağılırdı.

Akide şekeri renkli ağdadan kesilmişti. Sarısı, pembesi, kırmızısı… Baş parmak iriliğinde olur, ağızda emilirdi.

Badem şekeri ise içine kavrulmuş nohut konmuş beyaz bir karışımla kaplanmıştı. O da tatlıydı ve ağızda emilirdi.

En güzelleri de kâğıtlı şekerdi. Akide şekeri çeşit çeşit kâğıtlara sarılmıştı. Onların renkleri de çeşitliydi.

Biz çeşit çeşit tatlı bilmezdik. Baklava, kadayıf, bülbül yuvası, kalburabastı, revani… Onlar zaten zengin işiydi. Hem de evde hazırlanması zaman alırdı.

Bizim de tatlılarımız vardı elbette. Saraylı, kömbe, gelinönü, ovmaç, kavut… Ama onlar başka bir yazının konusu. Çünkü bayram tatlısı değildi onlar.

Obanın kadınları dağıtırdı şekeri. Herkes gücüne göre şeker almıştır. O şekeri çocuklara yetiştirecektir. Şeker tükenirse kuru üzümle takviye edilir, ama gelen çocuk geri boş gönderilmezdi. Kadınlar tanımadığı çocukları işaret eder, onlarla beraber gezen tanıdıklara sorarlardı. Tabii eve giderken de evin kime ait olduğunu çocuklar birbirlerine sorarlardı. Böylece herkes herkesi tanımış olurdu.

Bayramlarda herkes şeker dağıtır, çocuklar ise şeker toplardı. Kimsenin aklına çikolata vermek gelmezdi sözgelimi. Herkes eşitti bizim obada. Kimsenin kimseye üstünlük taslayacak hali yoktu. Çok olsa tanıdık çocuklara bir değil, iki şeker verilirdi o kadar.

Ebemin bayramda şeker dağıtırken uzaktan gördüğü çocuklara, “Geliverin çocuklar!” diye nasıl büyük bir coşkuyla haykırdığını anımsıyorum. Bu arada gelen çocuklara küçük iltifatlar da yapardı. “Gömlek de üstüne pek yakışmış! Ülen sen böyüdün mü? Amanın! Nağal gözel olmuş ayının gunnadığı?” gibi sözler çocukların gönlünü almak için yeterliydi.

Yaşlılar yeni görüp sordukları çocukları tanır, akrabalık derecesini söylerlerdi. Sonra da çocuklarla tanıdıklara selam gönderilirdi.

Herkes gezildikten sonra eve dönülür ve şekerler sayılırdı. Kardeşler arasında ben çok topladım, sen çok topladın dedikodusu yapılırdı. Şekerlerin janjanları, renkleri tatları enine boyuna anlatılırdı. Tabii anıldığı kadarıyla şekeri dağıtan kişinin kim olduğu da tartışma konusu yapılırdı.

Büyükler bayram akşamına giderlerdi. Bayram akşamı bir toplantıydı. Millet evinde ne varsa bir tabağa koyar, uygun bir yerde toplanırdı. Birbirlerini görür, hal hatır ederlerdi.

bazıları ramazan bayramı dese de biz çocuklar için bal gibi şeker bayramıydı.

SOMSÖZ: HERKESİN BİR BAYRAMI VAR: ÇOCUKLUK HEPİMİZİN BAYRAMI.

{ "vars": { "account": "G-D88DGY52YP" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }