2026 Türkiye’sinde toplumsal tablo giderek daha çarpıcı bir hâl alıyor. Gençler evlenmiyor, yaşlılar yalnız yaşıyor. İki uçlu bu gerçeklik, sadece ekonomik değil; sosyal ve psikolojik bir kırılmaya da işaret ediyor.
Gençler için evlilik artık bir “hayal”. Yüksek kiralar, düğün masrafları, ev kurma maliyetleri ve güvencesiz çalışma koşulları, evliliği ertelenen bir karar olmaktan çıkarıp ulaşılmaz bir hedefe dönüştürüyor. Birçok genç “önce ayakta durayım” diyor, ancak o zemin bir türlü oluşmuyor.
Yaşlılar cephesinde ise başka bir dram var. Çocuklar geçim derdiyle başka şehirlerde ya da ülkelerde. Geriye, tek başına yaşayan, sosyal bağları zayıflayan, çoğu zaman yalnızlığa mahkûm edilen bir yaşlı nüfus kalıyor. Kalabalık sofraların yerini sessiz evler alıyor.
Bu tablo, geleneksel aile yapısının çözülmekte olduğunu açıkça gösteriyor. Eskiden üç kuşak aynı sofrada buluşurken, bugün herkes kendi hayat mücadelesinde yalnız kalıyor. Aile küçülüyor, bağlar zayıflıyor, toplumsal dayanışma geriliyor.
Uzmanlar, bu gidişatın uzun vadede ciddi sonuçlar doğuracağı uyarısında bulunuyor:
-
Doğum oranları düşüyor
-
Yaşlı nüfus artıyor
-
Sosyal destek ihtiyacı büyüyor
-
Yalnızlık, yeni bir toplumsal sorun haline geliyor
Türkiye’nin önündeki soru artık net:
Bu sadece bireysel tercihler mi, yoksa sistemin dayattığı bir yalnızlık mı?