HAYIR, HAYIRLIDIR

Abone Ol


Hayır, bir çıkar gözetmeden yapılan her türlü iş, söz ve düşüncedir. Dindarlarımız buna “Allah rızası için yapılan” diyor.  
19. yüzyıl boyunca kapitalist düşünce her şeye damgasını vurmuştur. Öyle ki her düşünce, yapılan her iş “kazanmak, daha çok kazanmak için”di. İnsanlar ve doğa hovardaca kullanılmış, üzerinden servetler kazanılmıştı. Bu dalga uzun bir zaman yükseldi. Bizim gibi geri kalmış ülkelerde biraz geç kalmakla beraber etkisini hissettirdi. Aynı açgözlülük sosyalist anlayışta da var. Onda da emekçi sınıfı “biz kazanalım” düşüncesindedir. Hatta kapitalistlerin yüzyıllar boyunca elde ettiği sermayenin tümünün elinden alınmasını ve işçi sınıfına dağıtılmasını ister. 
Sosyal devletin doğması daha sonradır. Kapitalizm ve Sosyalizmin evlenmesinden doğan sosyal devlet, devleti emek veya sermayenin yanında değil, ikisinin yakınında konuşlandırır. Yani devlet ne mülke ne de emeğe düşmandır. O üretimin kardeşçe bölüşülmesinden yanadır. Zenginlerin mülkünü yitirmesini, fabrikaların kapatılmasını, işçilerin işlerini yitirmesini, üretimin düşmesini istemez.  Öte yandan işçilerin eşek gibi çalıştırılmasına da razı değildir. Onların izinlerini, sigortalarını, günlük 8 saatlik çalışma haklarını izler. Fazla mesailerinin ödenmesini ister. En azından işçi işveren arasında uzlaşma ve iş barışı ön görür. Angaryaya karşıdır. 
Bu devlet toplumda çalışamayacak durumda olanların evinde tencerenin kaynaması için topladığı vergilerden bir kısmını bunlara sarf eder. Çocukların ezici iş yükü altında çalıştırılmasına engel olur. İnsanların aç ve açık olmaması için huzur evleri, aşevleri, kadın barınma evleri kurar. 
Bizim geleneğimizde sosyal sorumluluk, vakıfların gözetiminde yapılırdı. Eskiden devlet, işten el çektirilen bürokratların malına da el koyardı (müsadere). Müsadereden kurtulmanın yolu malının bir kısmını bir amaç için vakfetmekti. Varisler ancak o zaman malın gelirinden yararlanabilirdi. Bu durum vakıfların çok artmasına neden olmuş, ülkenin her yanında küçüklü büyüklü ibadethaneler, çeşmeler, külliyeler, aşevleri, yaşlıları ve çocukları koruyan evler (darülaceze ve darüleytamlar) oluşmuştur. 
 Sosyal sorumluluğun geleneğimizdeki adı hayırdır. Hayır, ne yaparsa, ne söylerse, ne düşünürse Allah’ın rızasını kazanmak kaygısıyla yapmaktır. Bunda kişisel hiçbir çıkar yoktur. Ne mal, ne rütbe, ne de gösteriş için yalpan şeyler hayırdır. Sadece Allah’ın rızasını kazanmak niyetiyle yapılan işler hayırdır.  Büyük kent merkezlerinde halkın hizmetine sunulmuş çeşmelere “sebil” dendiğini bilirsiniz. Sebil sözcüğü “Fisebilillah” sözünün kısaltılmışıdır. O da “Allah yolunda, Allah için” anlamı taşır. 
 Hayır, dinimizde insanların iyiliği için yapılan tüm şeyler, davranışlar, sözler ve niyetlerdir. Bundan çıkan sonuç şudur: İnsanın hayır yapması için ille de zengin olmasına gerek yoktur. Üzüntülü insanların kederlerini paylaşmak, onlara birkaç teselli sözü söylemek de hayırdır. Peygamberimiz bir hadisinde “Güleryüz, sadakadır” buyurur. Demek ki insanlara gülümsemek de bir hayırdır. Bir başka hadiste de “Ya hayır söyle ya sus!” buyurulur. Demek ki sözle de hayır işlenebiliyor. Evet, insanları hayra yönlendiren her söz bir hayırdır. Hatta öyle bir hayırdır ki sizin söylediğiniz söz doğrultusunda yapılan her güzel davranıştan davranan kadar size de sevap vardır. Söz deyip de geçmemek lazımdır. İnsanı evliya da yapar dinden imandan çıkarıp katil de edebilir. 
 Bizim gibi geri kalmış ülkelerde hayıra çok ihtiyaç var. Ama küçük, ama büyük. Ben bir kişiye bir kitap hediye ettim. O kişi o kitabı okudukça ve o kitaptakileri andıkça bana da sevap yazılacak. Sen bir kişiye güzel bir söz söyledin. Karşındaki kişi o güzel sözü anıp bir davranış yaptıkça onun kadar sana da sevap verilecek.  Öteki bir ağaç dikti. O ağacın gölgesinde dinlenen, çiçeğine coşkuyla bakan, meyvesinden yiyen kişilerin sevaplarının bir kısmı da sana yazılacak. 
Özellikle bazı kişiler “Hocam sen de bunlara inanıyor musun?” diyebilir. 
 Evet, inanıyorum. İ NA NI YO RUM!
 Tut ki öbür dünya yok. Ama hayır işleyenlerin bu dünyadaki davranışları tamamen değersiz midir? Bir ağaç dikmişsiniz, kime ne zararı var. Toprakta kendiliğinden büyür, çiçek açar, meyve verir. Bir ağacı, meyveleri kekre bir ağacı aşılamış ve ballı meyveler vermesini sağlamışsınız, kime ne zararı var? Toprağa kaynayıp giden bir suyun önüne bir oluk koymuş, suyunu bir teknede toplamışsınız kurt kuş içmiş. Kime ne zararı var. Yolun içinde insanların ayağına takılan bir taşı alıp yolun kıyısına koymuşsunuz. Ne kaybedersiniz? Aracınıza kurulmuş giderken yol kıyısında bekleyen bir adam görüp aldınız ve gideceğiniz yere kadar götürdünüz. Ne kaybettiniz? 
 Bu örnekleri çok uzatmak mümkün. Ama siz hâlâ 19. Yüzyılın vahşi kapitalizminden medet umuyor ve çevremizdeki birçok insan gibi “Rabbena hepbana”  duasını okuyorsanız, kendiniz bilirsiniz. 
 SOMSÖZ: DÜNYAYI GÜZELLİK KURTARACAK.

{ "vars": { "account": "G-D88DGY52YP" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }