Düşünün; ciddiyeti, saygınlığı ve güvenilirliği tartışmalı bir yapı çıkıp sizi “birincilikle ödüllendirdik” diyor. Üstelik adı bile hafife alınacak türden: “boş işler müdürlüğü”… Böyle bir durumda o ödülü alıp paylaşmak, başarı göstergesi değil; aksine muhakeme zafiyeti olarak algılanır.
Ödül mü, Algı Tuzağı mı?
Ödül dediğiniz şey, bir emeğin, bir başarının bağımsız ve güvenilir bir otorite tarafından takdir edilmesidir. Eğer ortada şeffaf bir değerlendirme süreci yoksa, jüri kim belli değilse, kriterler açıklanmamışsa; o “ödül” yalnızca bir etikettir.
Daha da önemlisi, ödülün kaynağıdır. Kaynağı güven vermeyen bir ödül, sizi yüceltmez; o kaynağın tartışmalı imajını sizin üzerinize yapıştırır.
İtibar, Her Şeyden Önce Gelir
İtibar yıllar içinde inşa edilir, saniyeler içinde zedelenir. Bu yüzden her gelen “ödül” teklifine aynı heyecanla yaklaşmak, ciddi bir hata olabilir.
Bir ödülü paylaşmadan önce şu sorular sorulmalı:
- Bu ödülü veren kim?
- Hangi kriterlere göre seçildim?
- Bu kurumun kamuoyundaki algısı ne?
- Bu ödül, benim duruşumla örtüşüyor mu?
Eğer bu soruların cevapları net ve tatmin edici değilse, o ödülü reddetmek aslında en doğru tercihtir.
Görünürlük Her Zaman Kazanç Değildir
Bazıları “olsun, adımız duyulsun” diye düşünür. Ancak her görünürlük fayda sağlamaz. Yanlış bir yerde görünmek, hiç görünmemekten daha zararlı olabilir.
Çünkü insanlar artık sadece başarıya değil, o başarının nasıl ve kim tarafından onaylandığına da bakıyor.
Sonuç
Ödül almak kadar, hangi ödülü kabul ettiğiniz de önemlidir. Her ödül, onur değildir. Bazıları sadece birer vitrin süsüdür.
Ve unutulmamalı:
Yanlış yerden gelen alkış, doğru yolda olduğunuzu göstermez. Bazen en güçlü duruş, alkışı reddedebilmektir.
Next





