HER TOHUM BİR BAHÇEDİR

Abone Ol

24 Ekim 2025 Cuma günü yolum Kumluca Orman İşletme Müdürlüğü’ne düştü. Orada dolaşırken Ahmet Kocabıyık adlı bir orman mühendisi ile tanıştım. Ahmet Kocabıyık, Söğütcuması bölge şefiydi. 59 yaşında, Adanalı. Mesleğinde 35. Yılı çalışıyor. Bu 35 yılın önemli bir kısmı Kaş’ın Gömbe beldesindeki orman işletmesinde çeşitli projeler geliştirmekle geçiyor. Bu projelerin en önemlisi SEBANA projesi. SEBANA, “Sevgi ve Barış, Anıt Ağaçları”nın kısaltılmışı. Ahmet Bey, sorumlu olduğu Gömbe yaylası, Yuvalıca bölgesinde bulunan 500-1000 yaş arasındaki sedir ağaçlarından bir anıt ağaç bölgesi kuruyor. Buradaki anıt ağaçlara sanatçıların, sporcuların, siyasetçilerin ve bilim adamlarının adını vermeyi düşünüyor. Bu proje ile şefimiz “insanlara dokunmayı” onlarda iyiye ve güzele doğru bir değişiklik yapmayı umuyor. Sevgiyi yaymayı, barışı yaygınlaştırmayı, doğa sevgisini ve ülke ormanlarını çoğaltmayı...

Bu projeleri hayata geçirmek için bazı çalışmalar da yapmış Ahmet Bey. El ilanı bastırmış, dernek kurmuş, mesai harcamış. Yani çoğumuzun yaptığı gibi “Ne yapacaksın barışı? Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir...” diye düşünmemiş. Tanıştığı kişilere de -bence- ilk günkü coşku ile projelerini anlatıyor.

Proje, bir konuda etraflıca düşünüp, geleceğe dönük bazı çalışmalar yapmak demektir.

Her proje, içinde birtakım riskleri de barındırır. Biz projeyle yaşayan değil, günübirlik yaşayan bir toplumuz. Bunu TSE’den verilen patent sayılarında görüyoruz. Bu yüzden öteki toplumlar bizi geçip gidiyor. Biz de dizimizi dövüyoruz.

Biz proje üreten değil, projelere konu olan bir toplumuz. Memurlarımız genelde “Salla başı, al maaşı!” mantığıyla çalışır. Siyasetçilerimiz, memurlardan ve bürokrasiden gelen her teklife kulaklarını tıkar. Başkanımız, “İşi biliyorsan siyasete atıl!” diye kükrer. Siyasette “Davul seçilmişlerin boynunda, tokmak bürokratların elinde...” denerek bürokrasinin tecrübelerine burun kıvrılır. Bu zihniyet şu kadar yüksek öğrenim görmüş, bu kadar kariyer yapmış, yurt dışına gidip yol yordam öğrenmiş insanın üzerine tüner. Asker der, polis der, memur der proje üretmesine, anlatmasına, konuşup tartışmasına karşı çıkar. Yurdum insanından büyük bir kısmının ise ya proje üretecek birikimi yoktur, ya da cesareti. Gazetecilerin durumu zaten belli. Ortada sadece belli siyasi anlayışa mensup çarıklılar dolaşır. Onların çoğu da “ Böyüklerimiz bizden eyisini bilir” der.

Geçende bir öğrencime “Sen, dedim, İngiltere’de eğitim almış bir kişi olarak yeteneklerinin ülke tarafından adam gibi değerlendirildiğini düşünüyor musun?” “Hayır, dedi, ben İngiltere’de kaldığım 4,5 yıl boyunca yaptığım gözlemlerden, yetenekleri en iyi değerlendiren ülkenin İngiltere olduğunu düşünüyorum. Orada sağlam-sakat, yaşlı-genç, erkek-kadın, çocuk-büyük, zenci-beyaz demeden herkesin yeteneklerini en küçük kırıntısına kadar değerlendirme kaygısı vardır.”

Öte yandan 2. Meşrutiyet’ten beri güzel yurdumda nice yetenek, bazılarının hoşuna gitmediği için kıyıma uğradı. Sürgün, görevden alma, ötekileştirme, mahpusa tıkma, mahkemelerde süründürme, gözdağı verme, yoksulluğa terk etme, hatta idam etme... Hakikaten de memleketin yetişmiş insanları şu ya da bu şekilde kıyıma uğruyor. Liyakat sahiplerini şöyle ya da böyle takoza almak da bir çeşit kıyım değil midir?

Ve bu durum 21. Yüzyılın ilk çeyreği biterken bile sürüp gidiyor. Memlekette proje üretmek bir çeşit kelleyi koltuğa almak iken birçok proje üreten Ahmet Kocabıyık kardeşimize şapka çıkarıyor, kendisini alkışlıyorum.

Bir ara okullarda Zihni Sinir projelerine bile itibar edilmişti.

Gavurlardan duyduğumuz “Beyin Fırtınası” olayı insanların bir araya gelip aklına gelen her şeyi serbestçe söylemesi ve savunması esasına dayalı bir etkinlik. Bunun anlamı şudur: Her projenin birinci basamakta olgunlaşmış olma koşulu yok. Hiç kimsenin beğenmediği bir düşünceden öyle bir düşünce doğar ki dünyada devrim olur. Ben bile, yazı yazarken bu yazıların bir kişide devrim niteliğinde bir düşünce doğurmasını bekliyorum. Hiç olmazsa birilerinin hayatını güzelleştirmesini. Bugün olmazsa yarın. Burada olmazsa dünyanın öteki ucunda.

Zaten proje hemen gerçekleşecek diye bir şey de yok.

Peygamberimiz işaret etti. İstanbul birçok kez kuşatıldı. 850 yıl sonra fethedilebildi. Telefon ilk icat edildiği zaman bu icatla kim ilgilenecek diye dalga geçildi. Radyo, televizyon, uçak, denizaltı... Hepsi vaktinde fantezi olarak karşılandı.

Tarih okuyanlar, “Vakti gelmiş bir düşünceye en güçlü orduların bile karşı koyamayacağını” iyi bilir.

SOMSÖZ: AKILLI KİŞİ, HERKESİ HIZIR BELLER.

{ "vars": { "account": "G-D88DGY52YP" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }