Bu çelişkinin en net ifadesi ise Donald Trump’ın son açıklamalarında saklı.
Trump, İran’da ekonomik kriz nedeniyle başlayan protestolara ilişkin yaptığı açıklamada, “Eğer İran yönetimi protestocuları öldürürse ABD müdahale eder” diyor.
Peki sormak gerekmez mi?
Filistin’de öldürülen çocuklar insan değil mi?
Gazze’de enkaz altından çıkarılan bebekler, ABD’nin “müdahale kriterleri”ne neden girmiyor?
Aynı Ölüm, Farklı Tepki
Bugün Filistin’de yaşananlar bir savaş değil; açık bir insanlık suçudur. Hastaneler vuruluyor, okullar hedef alınıyor, çocuklar daha isimlerini bile yazamadan toprağa veriliyor.
Bu tablo karşısında ABD’den gelen açıklamalar ise ya sessizlik ya da “İsrail’in kendini savunma hakkı” klişesi.
Ama konu İran olunca, Washington’dan sert mesajlar yükseliyor. Çünkü mesele insan hayatı değil; çıkarlar, dengeler ve jeopolitik hesaplar.
İnsan Hakları, Seçmeli Bir Kavram mı?
ABD’nin yıllardır dünyaya pazarladığı “demokrasi” ve “insan hakları” söylemi, her krizde biraz daha çürüyor.
Eğer gerçekten evrensel değerlerden söz edilecekse, bu değerler sadece Washington’un çıkarlarına ters düşen ülkelerde değil; müttefiklerin işlediği suçlar karşısında da geçerli olmalı.
Ama gerçek şu ki:
Filistin’de ölen çocuklar politik maliyet oluşturuyor,
İran’daki protestolar ise politik fırsat.
Ve ABD, her zamanki gibi tercihini fırsattan yana kullanıyor.
Dünya Artık Bu İkiyüzlülüğü Görüyor
Bugün Ortadoğu’da, Asya’da, Afrika’da milyonlarca insan ABD’nin bu çifte standardını net bir şekilde görüyor.
Bir yerde “insan hakları” diyerek müdahale tehdidi savuranlar, başka bir yerde aynı hakların yerle bir edilmesine sponsor oluyor.
Bu yüzden mesele Trump’ın ne söylediği değil;
ABD’nin yıllardır sürdürdüğü ikiyüzlü düzenin artık gizlenemiyor olmasıdır.
Ve belki de asıl korkuları şudur:
Dünya artık kimin gerçekten insan hayatını savunduğunu, kimin ise sadece kendi çıkarını koruduğunu çok iyi ayırt ediyor.