Yazmayı sadece ediplere özgü bir iş sanmışız. Halbuki meramını anlatacak kadar yazmak, herkesin becerebileceği bir şeydir. Nasıl konuşuyorsak öyle de yazabiliriz.
Tabii bizim kastettiğimiz yazma biraz da cesaret işidir. Birçok kişi cesur olmadığı için yazmaktan kaçınıyor. Ya birinin eline geçerse... Ya biri bunları okur ve cımbızlayıp beni suçlu çıkarırsa... Hâlbuki Allah’ın bildiğini kuldan saklamanın ne anlamı var?
Bizde şiir yazma merakı eskiden beri vardır. En müstehcen düşüncelerden en asil duygulara kadar herkes bunları şiir tarzında ifade etmekten çekinmez. Edebiyat tarihimiz bunlarla doludur.
Bize “şair millet” dediren becerimiz ve çalışmalarımız, konu düzyazı olunca biraz sarsaklaşır ve topallamaya başlar. Bırakınız divan edebiyatını, Tanzimat ve Servet-i Fünun döneminde bile düzyazımız ağır aksak yürür. Bizim aydınlarımızın Fransız edebiyatına yönelmeleri biraz da bu aksamalar yüzündendir. Milli edebiyat döneminden itibaren düzyazımızın yavaş yavaş gelişmeye başladığını fark ederiz. Bazı yazarlarımızın Osmanlıca merakı yüzünden Türkçe düzyazı yeterince hızlı ve verimli gelişememiştir diyebiliriz. Eğer tartışmalarla zaman geçirip iki arada bir derede kalmasaydık Türkçe zengin bir edebiyat dili haline gelebilirdi. Bugün muhafazakârlar ve gençlik bu konuda yeterince bilinçli ve gayretli değil. Hâlbuki bir dilin çeviklik kazanması için bireylerin çabası yetmez; topyekûn çaba gerekir. Bildiğiniz gibi bu milletin yüzde 65’i, Türkçe-edebiyat öğretmenlerinin de yüzde 80’i tutucudur.
İyi yazabilmek için de çocuk yaşlarda işe koyulmak lazım. İlk okul, orta okul ve lise yılları... Öğretmenlerin ve velilerin bu konuda uyanık olması, yetenekleri bulup yönlendirmesi gerekir. Tıpkı şarkıcıların ve bestecilerin yetiştiği gibi onlar da uzun meşkler yapmalı.
Bizdeki kompozisyon dersleri bu konuda çok yetersizdir. Üstelik edebiyat öğretmeninin yeteneğine kalmıştır. Tabii yazmak sadece okumakla ilgili bir etkinlik de değil. Özellikle gözlem yapmak ve bu gözlemler üzerinde çalışmak lazım. Bilen bir kişi ile birlikte çalışmak. Nasıl şarkıcılar ve besteciler meşklerini zamanın bestecileri ile yapıyorsa, yazmak isteyen yetenekli çocuklar da erken yaşlarda yazarlar ve ozanlarla tanışıp görüşmeli. Gazetecilerle ortak zaman geçirmeli.
Bir marangoz nasıl ağaçtaki sanatı, bir taş işçisi taştaki yapıyı fark edebiliyor ve ayıklayıp eserini üretiyorsa yazar da hayatın içindeki binlerce ayrıntıdan eserini üretecektir. Gördüğü, yaşadığı, öğrendiği her şey onun kişiliğine ve eserine atılmış bir düğüm, çizilmiş bir desendir. Tabii ustası da önemli. Usta malzemeyi ne kadar iyi seçer, hamuru ne kadar iyi yoğurur ve biçimlendirirse ürün de o kadar kaliteli olur. Tüm bunları biz yazarın yetişme aşaması için söylüyoruz.
Yazmak denince biz edebi eser anlıyoruz. Ancak nasıl fotoğrafçılıkta doğa, insan ve reklam gibi alanlar varsa yazmakta da vardır. Bunlar çocuklara erken yaşlarda gösterilmeli ve çocuklar yönlendirilmelidir. Öyle ki her çocuk severek ömrünü verebileceği alanı seçsin. Çünkü yaptığınız işi severseniz hem daha fazla zaman ayırır, hem de daha verimli olursunuz. SÜRECEK
SOMSÖZ: YAZANLAR, KOMUTANLARDAN DAHA KALICIDIR.
12 Mart 2026