Radyomda devamlı türküler çalar. Şimdi de “Sobalarında kuru da meşe yanıyor” türküsü çalıyor. Söyleyen, “Gar mı yağıppa Yarengüme’nin dağına efem?” diyor. O türküyle Denizli’nin Tavas ilçesine gidip bir gölgeye kuruluyon ve efelerle söyleşiyon. Rahmetli Özay Gönlüm bu türkünün öyküsünü de anlatmıştı. Böylece türkü daha anlamlı hale geliyor.
Biz yurdumuzu adam gibi tanımadan, insanımızın duygularını yeterince içselleştirmeden küreselleşme ve teknoloji gelip çattı. Herkes komşusu ne yer, ne içer, ne düşünür bilmeden ülkenin ya da dünyanın öte yanındaki insanlara üzülüyor. Sohbetlerin konusu onlar oluyor. Hepimiz televizyonun, internetteki Face, Tiktok gibi kanallardan gelen bilgilerin tiryakisi olduk.
Biz Türk Dil Kurumu halk ağzından derlemeleri bitirmeden, dil devrimini tamamlamadan, Türkçenin tadına varmadan heyecanımız bitti. İşin kötüsü bundan rahatsız olan da yok. Ne devletimizden ve siyasetçilerimizden, ne de aydınlarımızdan…
Filmlerimizde, dizilerimizde sadece Urfa ağzının, Karadeniz ve Muğla ağzının yansıtılması bir tesadüf değildir. Belki de bu ağızların yansıtılmasından da rahatsız olanlar vardır. Ben kendi adıma Kırşehir, Gaziantep, Kerkük, Adana, Mersin, Antalya, Balıkesir, Trakya, Erzurum ağızlarının yaygın olarak sergilendiği dizi pek görmedim. Hâlbuki Türkiye geniş bir ülke. Türkiye farklı kültürlerin harmanlandığı bir ülke. Ve her yöremizin ağzı bana annemin sütü gibi hoş, besleyici ve doyurucu geliyor.
Bu yörelerin insanları sadece ağız özellikleriyle değil her türlü kültürel değerleriyle dizilere yansımalıdır. Yöreler güzel çirkin demeden doğal zenginlikleriyle yansımalıdır. Tabii sorunlarıyla da. Tabii bir yerde film platosu kurmak, oyuncuları oraya götürmek, orada yedirip içirmek, barındırmak, o yörenin bütün değerlerini araştırmak belalı bir iştir. Ama yapımcılarımız, öncelikle de TRT’ye dizi yapan yapımcılarımız bu işe soyunmalıdır. TRT’miz tarihi dizilere ayırdığı ödeneğin bir kısmını da bu tür dizilere ayırmalıdır.
Bunlar nasıl olcek? Yerel yönetimler bu konuda inisiyatif alacak. Yapımcılarla iletişime geçecek. Ben iki kez TRT radyolarında Silifke türkülerinin hiç çalınmadığını şikayet ettim. Ondan sonra birkaç kez çalındı ama sonu gelmedi. Demekki Taşeli yöresinden başka telefon eden olmuyor. Antalya’daki ve ilçelerindeki STK’lar büyük oteller bu işe angaje olacak. Konuyu gündemde tutacak.
Bu yazının asıl konusu sözünü ettiğimiz Davas türküsünün izinden gitmekti. Bu milletin her şeyi güzeldir. Alışkın olmayanlar için kaba saba sayılabilir. Para sayan, dizilerin içine reklam veren kişiler için.
Bu ülkenin taşını toprağını, dilini damağını, gülünü yaprağını sevmektir milliyetçilik. Çorak yerlerimiz, taşlık kayalık yörelerimiz var. Kır yerlerinde dikenlerimiz var mavzer mermisi gibi. Dikenli meyve ağaçlarımız var budakları silme diken. Acıtır. Kuşlarımız vardır yabani. Eti yenmez, doğru dürüst ötmeyi bile beceremez. Hele insanlarımız vardır: Kavruk, bencil, dangıl dungul.
Ama bizim memleketimiz, bizim ağaçlarımız, bizim… İnsanlarımız. Onları sevmek ve sevdirmekten başka yolumuz yok. İnsanlarımız kirliyse temizleyeceğiz, cahilse aydınlatacağız, yanlışsa uyarıp uyandıracağız. Ağaçlarımız meyve vermiyorsa aşılayacağız, toprağımız taşlıysa ayıklayacağız, kıraçsa sulayacağız, çoraksa üstüne bina yapacağız.
Ben hepsini seviyorum. Siz de sevin, çoğalalım.
SOMSÖZ: SEVİN Kİ ÇOĞALASINIZ…