14.05.2022, 10:24

KÖYDE ŞİİR DİNLETİSİ

Köy camisinden duyuruldu:
“Bu akşam saat sekiz otuzda Çevreli Köyü İlkokulu öğrencilerinden şiir dinletisi var. İlgili velilere, ilgilenenlere duyurulur. Tüm köy halkımız davetlidir.”
Şiir Dinletisi. İlk kez duyuyorum böyle bir etkinliği. Dinleti, konser anlamına geliyor, Öz Türkçe bir söz. Burada dinletilecek ise müzik eşliğinde şiir olmalı. Daha okullar kapanmamış. On dokuz Mayıs’a bir hafta kalmış. Bizim köyün okulu, bitişikteki Kale köyün okulu, o çok tartışılan “taşımalı sisteme” geçişte, yıllar önce kapatıldığı için, günümüzde köy çocukları yakındaki bu köyün okuluna gidiyorlar. Çevreli’de ortaokul da var. Tabelasını okuduk, “İmam Hatip”. Şimdi köylerin bile olmazsa olmazı din ağırlıklı eğitim, burada ortaokulun adı değiştirilmiş, okul dönüştürülmüş.
“Şiir Dinletisi”, dinleyiciler karşısında bir şairden veya şairlerden şiir okunması demekmiş. Bir salonda, radyoda, televizyonda…
Burada değişik şairlerden, eski dönemlerden şiirler okundu, en çok da Necip Fazıl Kısakürek’ten.
Salon yerine de okul bahçesinde toplanıldı, okul duvarının dibine, beton alana sahne görünümü verilmişti. Bir yanda, yukarıdan aşağıya kocaman bir Türk bayrağı, bir yanda Atatürk portresi asılıydı, o çok sevilen, Atatürk’ün, yukarı doğru bakarken çekilen, takım elbiseli, kravatlı, cebi mendilli Cumhurbaşkanlığı resmi. Ortaya da, çağın teknolojisi gereği, dikdörtgen, eni dar, uzun kenarlı, büyükçe bir ekran konmuştu. Gelenler avludaki plastik sandalyelere sahneyi çevreleyecek şekilde oturdular. Dinleyiciler; öğrenciler, görevli öğrencilerin anneleri, yakınları, nineleri, teyzeleri, konu komşularıydı. Kadınların kızların ağırlıklı olduğu bir kalabalık okul bahçesini doldurmuştu.
Geldik, arka köşede yerimizi seçtik, sandalyelerimizi çektik, dinleti gösterisi başladı.
Önce yapılacaklar ( saygı duruşu, ardından İstiklal Marşı okunması, video gösterisi, şiirlerin okunması) söylendi.
Başöğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk sanata ve kültüre çok önem verirdi denilerek başta Atatürk olmak üzere şair ve yazarlarımızın ruhuna saygı duruşunda bulunuldu. Karşıdaki ekranda, geleneksel, resmi törenlerin saygı duruşu müziğiyle bayrak gösterisi yansıtıldı.
İstiklal Marşı okunması da bir o kadar güzeldi. Yanımızdaki, arkadaki öğrenciler öyle bir katıldılar ki çalınan İstiklal Marşı’na, çocukların sesleri üste çıktı, yürekleri kabarttı…
Sınıf öğretmeninin yaptığı kısa bir konuşmadan sonra sıra video gösterisine geldi. “Şiir anlatmaktır. Ham maddesi kelimelerden, süsü kafiyelerden oluşur.” dedi öğretmen. Yunus Emre’den örnek dizeler okudu:
“İlim ilim bilmektir/ İlim kendin bilmektir/ Sen kendini bilmezsin /Ya nice okumaktır.”
Faruk Nafiz Çamlıbel’den de Han Duvarları şiirinin öyküsü nedeniyle söz edildi. Han duvarında yazılı şu satırlar onu etkiledi, Han Duvarları şiirini yazdırdı denildikten sonra duvardaki deyiş okundu:
“On yıl var ayrıyım Kına dağından / Baba ocağından yâr kucağından
Bir çiçek dermeden sevgi bağından /Huduttan hududa atılmışım ben
*
Gönlümü çekse de yârin hayali/ Aşmaya kudretim yetmez cibali (dağları)
Yolcuyum bir kuru yaprak misali /Rüzgârın önüne katılmışım ben
*
Garibim namıma kerem diyorlar /Aslımı el almış harem diyorlar
Hastayım derdime verem diyorlar /Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış’ım ben”
Bu konuşmada iki şairden daha söz edildi. Nazım Hikmet’in Kurtuluş Savaşını anlatan, dolayısıyla Cumhuriyete karşı çıkmayan, Sovyet rejimine öykünmeyen tek şiirinden bir dize okundu:
“Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan…”
Ardından Necip Fazıl’dan söz edildi. Yaşamı ikiye ayrılan, ilk bölümünde Cumhuriyetin değerleriyle barışık şair, sonradan (1934’ten sonra) Cumhuriyete, Atatürk devrimlerine karşı çıkan, İslamcı kimliğiyle tanınan şair. İçki ve kumar düşkünlüğü de sonraki yıllarının başka bir değişimidir.
Necip Fazıl için; “Şiirlerini yüreğimizin en nadide köşelerinde saklarız” dendi.
Sonra öğretmenleri, gösteriye okudukları şiirlerle katılan 3/A sınıfının, bu dinletiyi nasıl hazırladıklarını sınıfta çektiği kısa filmi ekranda oynatarak esprili bir şekilde gösterdi. Öğretmen çocuklara sınıfta soruyor:
“Sizinle bir şiir dinletisi hazırlayalım mı?”
Hep birden bağrışıyorlar: “Evet!”
Sonra sorular başlıyor:
“Şiirler ezberlenecek mi?” Dışardan mı okunacak, içerden mi?”
“Şiirler kaç sıra (dize)olacak?” Biri atılıyor:
“Ben şiir okumam!”
İzlence, Karacaoğlan’dan “İncecikten bir kar yağar” halk şiiriyle başladı.
“İncecikten bir kar yağar / Tozar Elif Elif diye /Deli gönül abdal olmuş / Gezer Elif Elif diye”
Sonraki şiirin adı: “Beklenen”, Necip Fazıl’dan. Hepsi hepsi sekiz dize.
“Ne hasta bekler sabahı, /Ne taze ölüyü mezar. / Ne de şeytan, bir günahı, /Seni beklediğim kadar.”
“Geçti istemem gelmeni, / Yokluğunda buldum seni; /Bırak vehmimde gölgeni,/Gelme, artık neye yarar?”
Bu sözleri çocuklar anlayabilir mi demeden edemiyor insan. Korkutucu, ürkütücü sözler.
Dinletide en güzel işlerden birisi, çocukların bir önceki şiir okuyana adını söyleyerek teşekkür etmeleri, sonra kendilerini tanıtmalarıydı:
“Öğretmenimize teşekkür ederiz. Benim adım Elif Nur Demirer.” diyerek kendini tanıtan Elif; yine bir Necip Fazıl şiiri okudu.
“Yattığım Kaya”
“Bu akşam o kadar durgun ki sular /Gömül benim gibi kedere diyor./İçimde maziden kalma duygular/ Ağla geri gelmez günlere diyor.” Şiir böyle sürüyor, daha iki dörtlükle devam ediyor.
Şiirler okunurken şiirlere uygun müzikler eşlik ediyor.
Melih Tülü, Orhan Veli’den bir şiir okuyor: “Anlatamıyorum.” Küçük Melih’in şiiri yorumlaması müthiş, bir yetişkin gibi okuyor:
“Anlatamıyorum
Ağlasam sesimi duyar mısınız, /Mısralarımda; /Dokunabilir misiniz,/ Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, /Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu /Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum; / Her şeyi söylemek mümkün;/ Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
/Anlatamıyorum.”
Ayşe Rana Çelik, lise edebiyat kitaplarının şairi Ahmet Haşim’den “Merdiven” şiirini okudu:
“Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, / Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak, /
Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak...” diye başladı; uzun şiir şu dizelerle bitti:
“Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer? / Bu bir lisanı hafidir (gizli dil) ki ruha dolmakta,/ Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta...”
Nur Avcı, “Bu vatan kimin?” diye seslendi; şiir Orhan Şaik Gökyay’dan.
Bu Vatan Kimin?
“Bu vatan toprağın kara bağrında,/ Sıradağlar gibi duranlarındır./ Bir tarih boyunca onun uğrunda,/Kendini tarihe verenlerindir.” Altı dörtlükten oluşan bu şiirin en etkili dizeleri şunlardır:
“Tarihin dilinden düşmez bu destan, / Nehirler gazidir, dağlar kahraman, /Her taşı bir yakut olan bu vatan, /Can verme sırrına erenlerindir.”
Mehmet Koruz’la yine Necip Fazıl’a dönüldü, “Ayrılık Vakti” dendi:
Ayrılık Vakti
“Akşamı getiren sesleri dinle, / Dinle de gönlümü alıver gitsin./ Saçlarımdan tutup kor gözlerinle /Yaşlı gözlerime dalıver gitsin.” Üç dörtlükten oluşan bu şiir şöyle bitiyor:
“Ümidim yılların seline düştü, / Saçının en titrek teline düştü, / Kuru yaprak gibi eline düştü, /İstersen rüzgâra salıver gitsin.”
Nazar Arıcı, “İncecikten bir kar yağar.” dedi, şiirini okudu. Okurken vurgulaması dikkat çekiciydi, şiire kendini kaptırıp gitti.
Evra Kıvrak, Abdürrahim Karakoç’un “Dosta Doğru” şiirini okudu:
Dosta Doğru
“İçimde uzayan her yol, / Çıkar gider dosta doğru. / Menekşe, nergis, ıtır, gül, /Kokar gider dosta doğru.” Küçük kız, beş dörtlükten oluşan bu uzun şiiri hiç duraksamadan okudu, bitirdi:
“Ne saklarım, ne gizlerim, / Yalnızca O’nu özlerim./ Tabutta bile gözlerim,/ Bakar gider dosta doğru.”
Samet Kocaer, Yahya Kemal’in “Akıncılar” şiirini okumadı sanki canlandırdı:
“Bin atlı, akınlarda çocuklar gibi şendik; /Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!
Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle! /Bir yaz günü geçtik Tuna'dan kafilelerle...” diye başladı:
“Şimşek gibi bir semte atıldık yedi koldan. /Şimşek gibi Türk atlarının geçtiği yoldan.” Dizeleriyle okumayı sürdürdü, ilk dizelerin yinelenmesiyle şiirini bitirdi:
“Bin atlı, akınlarda çocuklar gibi şendik; /Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!”
Düriye Duru Taşçı’nın şiiri Ahmet Muhip Dranas’tandı: “Serenat”.
“Yeşil pencerenden bir gül at bana /Işıklarla dolsun kalbimin içi. /Geldim işte mevsim gibi kapına, /Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.”
Beş dörtlükten oluşan bu aşk şiirinin şu dörtlüğünü Düriye acaba anlamış mıdır?
“Bir kuş sesi gelir dudaklarından /Gözlerin gönlümde açar nergisler,/ Düşen bin öpüştür yanaklarından/Mor akasyalarla ürperen seher.”
Yusuf Emir Doğan’ın şiiri, Anneciğim” şiiriydi. Bildiniz, yine Necip Fazıl’dan.
“Ak saçlı başını alıp eline,/ Kara hülyalara dal anneciğim!/O titrek kalbini bahtın yeline,/Bir ince tüy gibi sal anneciğim!” diye başlayan üç bölümlük bir şiir. Sonu çocuklar için anlaşılmaz, karamsar:
“Gözlerinde aksi bir derin hiçin, / Kanadın yayılmış, çırpınmak için;/Bu kış yolculuk var, diyorsa için,/
Beni de beraber al anneciğim!”
Ulusal duyguları canlandıran, coşturan, açılım yıllarında ise bölücüleri kızdırmamak adına okunması sakıncalı görülen, tartışılan Arif Nihat Asya’nın “Bayrak” şiirini Buse Sude Kılıç okudu.
“Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü, / Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,/
Işık ışık, dalga dalga bayrağım! /Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.” diye başlayan bu güzel şiir şöyle biter:
“Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim: /Yeryüzünde yer beğen! /Nereye dikilmek istersen,/Söyle, seni oraya dikeyim!”
Bundan sonra tüm şiir okuyan çocuklar ortaya çıktılar, iki kümeye ayrılıp Âşık Veysel’den “Güzelliğin on para etmez” deyişini hep birlikte, sırayla okudular.
“Güzelliğin on par' etmez /Bu bendeki aşk olmasa /Eğlenecek yer bulamaz /Gönlümdeki köşk olmasa”
Şiirin burası çok düşündürücüdür, bir yaşam felsefesidir:
“Kim okurdu, kim yazardı? /Bu düğümü kim çözerdi?/Koyun kurt ile gezerdi/Fikir başka başka olmasa.”
Son sözleri ilçe Milli Eğitim Müdürü söyledi:
“Hocamıza bir koca alkış istiyorum. Çok iyi bir iş çıkardınız. Üçüncü sınıfta okuyan bir öğrenci için bu şiirlerin ne anlama geldiğini…” diyerek geceyi övdü.
“Tarihi, edebiyatı, bizi anlatan şiirleri bize aktardılar…” dedi.
Yörenin en güzel köyünde olmaktan duyduğu mutluluğunu belirtti. Dinleti de böylece sona erdi…
Yanımdan geçen köyden bir anne dinleti bitince kendi kendine söyleniyordu:
“ Ne güzeldi, 23 Nisan gibiydi.”
Feza Tiryaki, 12 Mayıs 2022

Yorumlar (0)
Namaz Vakti 05 Temmuz 2022
İmsak 03:53
Güneş 05:37
Öğle 13:07
İkindi 16:57
Akşam 20:27
Yatsı 22:03