Şüphesiz boşanma sonrası ekonomik olarak zor durumda kalan tarafın korunması gerekir. Sosyal devlet anlayışı da bunu zorunlu kılmaktadır. Ancak koruma amacıyla getirilen bir uygulamanın süresiz hale gelmesi, zaman içerisinde farklı adaletsizlikleri ortaya çıkarabilmektedir. Bu nedenle yeni dönemde konuşulan düzenlemelerin temel amacı, nafakayı tamamen kaldırmak değil; makul ölçülere bağlamaktır.
Burada özellikle dikkat edilmesi gereken konulardan biri de “alt sınır” meselesidir. Çünkü nafaka süresi belirlenirken yalnızca yükümlülüğün sona ermesi değil, mağduriyet oluşmaması da gözetilmelidir. Kısa süreli evliliklerle uzun yıllar süren evliliklerin aynı değerlendirilmesi adil olmayacağı gibi, ekonomik olarak tamamen korunmasız durumda olan kişilerin yeterli geçiş süresi olmadan sistem dışında bırakılması da doğru olmayacaktır.
Bu nedenle oluşturulacak yeni sistemde hem alt sınır hem de üst sınır dengeli şekilde belirlenmelidir. Evlilik süresi, yaş, çalışma imkânı, çocuk durumu ve ekonomik yeterlilik gibi kriterler dikkate alınarak kademeli bir model oluşturulması daha hakkaniyetli olacaktır. Böylece bir tarafta süresiz mağduriyetlerin önüne geçilirken diğer tarafta gerçek ihtiyaç sahiplerinin korunması sağlanabilir.
Bugün toplumun büyük bölümü, nafakanın tamamen kaldırılmasını değil; adil hale getirilmesini talep etmektedir. Çünkü hukuk sisteminin temel amacı yalnızca bir tarafı korumak değil, taraflar arasında denge kurabilmektir. Süresiz nafaka uygulaması ise bazı durumlarda bu dengeyi zayıflatan bir yapıya dönüşebilmektedir.
12. Yargı Paketi ile gündeme gelen reform arayışları, aile hukukunda daha ölçülü ve sürdürülebilir bir model oluşturulması açısından önemli bir fırsat niteliği taşımaktadır. Önemli olan, ne sosyal korumayı ortadan kaldıran ne de süresiz yükümlülükler üreten bir sistemdir. Asıl ihtiyaç, adalet duygusunu güçlendiren dengeli bir hukuk anlayışıdır.