20.11.2021, 20:38

ÖĞRETMENLERE PARASIZ!


Üç gün kaldı Öğretmenler Günü’ne.
24 Kasım 1928, Atatürk’e Başöğretmenlik sanının verildiği tarih. Yeni Türk yazısını öğretmek için, yurdun her yerinde Millet Mekteplerinin okuma yazma seferberliği için açılması, ülkemiz aydınlarının millet mekteplerinde görev alması, Türk Dil Devrimi için çalışmaları…
Bu anlamlı günün Öğretmenler Günü ilan edilmesi (1981), Evren döneminin belki de tek olumlu kararıdır…
Biliyorsunuz, 1928’de Arap harflerini bırakıp yeni Türk alfabesini aldık. Atatürk’ün başkanlığında uzun süren çalışmalar sonucunda 29 harfimiz ortaya çıktı. Arapçanın Farsçanın baskısından, kurallarından kurtulan dilimiz, ülkemiz gibi bağımsızlığa kavuştu, kendi seslerine kavuştu, 1928’den, 1938’e kadar hiç aralıksız Atatürk geceli gündüzlü dilimiz için savaştı, bize dünyanın bu en güzel dilini en güzel yazı diliyle armağan bıraktı…
Soldan sağa yazmaya, okumaya bir günde alıştı ulusumuz, dilimize uymayan, sesli harfleri olmayan, okuma yazmasının öğrenilmesi yılları bulan, yine de tam öğrenilemeyen Arapça seslerden kurtulmamız, Dil Devrimimiz en çok aydınları ilgilendiren bir devrimdi, o devirde okuma yazma bilenler çok çok azdı, halk eğitimsiz bırakılmıştı.
“Harf devrimi, Dil Devrimi birlikte ilerledi, o döneme kadar doğru öğretilmeyen, bilinmeyen Türk Tarihini de yanına alarak gelişti.” Bu gerçeği hiç unutmamalıyız.
O dönemi kısaca özetlersek:
Türk Dil Devrimi, Türk Tarihini de yanlış, eksik bildiğimizi ortaya çıkardı. Atatürk’ün kendi yazdığı Türk Tarih kitabı yayınlandı okullar için (1929).( Atatürk’ün ayrıca sonraki yıllarda yazdığı Medeni Bilgiler kitabı, bir de Geometri kitabı vardır.) Türk Ocakları Kurultayı toplandı (1930). Bu kurultay içinde “Türk Tarihi Tetkik Heyeti” kuruldu. Bundan bir yıl sonra da (1931) Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti kuruluyor, cemiyet ilk kurultayı Temmuz 1932’de yapıyor. Yine aynı ay, Birinci Türk Tarih Kurultayının ardından Türk Dili Tetkik Cemiyeti kuruluyor. Cemiyet ilk çalışmalarında Türk dilinin en eski dillerden biri olduğunu, diğer dillerle ilgisini, lehçelerini, yapısını, dilbilgisi kurallarını ortaya çıkardı, sözlük çalışmaları, derlemeler yaptı… Türk Dili Arap Fars dil kurallarından, yabancı sözcüklerden kurtarılmalıydı.
Birinci Türk Dili Kurultayı da 26 Eylül 1932’de Dolmabahçe Sarayı’nda toplandı. Orada, “Türk dilinin yabancı etkilerden kurtarılması, varlığının korunması, geleceğinin sağlanması…” üzerinde çalışıldı.
1 Kasım 1928’de Türk Yazı Devrimi kabul edilirken:
“ Milleti cehaletten kurtarmak için kendi diline uymayan Arap harflerini terkedip… Latin esasında Türk harfleri… “diye durum açıklandı. Sonuç kesindi:
“Komisyonun teklif ettiği alfabe Türk alfabesidir. Katidir. Türk milletinin bütün ihtiyaçlarını temine kâfidir.”
Atatürk’ün durumu Meclis’te vekillere anlatması:
“Yüksek ve ebedi yâdigarınızla büyük Türk milleti yeni bir nur âlemine girecektir.”
Yine 1930 yılında kendi el yazısıyla dedikleri:
“Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.”
Atatürk, dil çalışmalarını anlatırken de: ”Türk tarihini doğru temeller üzerine kurmak, öz Türk diline değeri olan genişliği vermek için candan çalışılmaktadır.” demiştir.
Nutuk’tan:
“Türkiye devletinin resmi dili Türkçedir…”
Bu söz de en güzel sözü, ders veren sözü, ezber bilmemiz gereken sözü:
“Türk demek dil demektir. Milliyetin çok bariz vasıflarından birisi dildir. Türk milletindenim diyen insanlar her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır.”
Türk dilinin felsefe dili olduğunu daha o devirde dil uzmanları ayrıca belirtiyorlar, Atatürk’ün dil çalışmalarında, Türk Dili dergisinde (yıl 1963, sayı 224) anlatılıyor:
“On altıncı yüzyılın başlarında Anadolu sitelerini acunun her yanından gelmiş bilim adamlarıyla dolu buluruz. Bu çağda Türk dili işlenmiş, bir bilim ve felsefe dili olmuştu.”
Güneş – Dil kuramı da Atatürk’ün savunduğu bir kuramdır. Türk dilinin eskiliğini, başka dillerin de kaynağı olduğunu savunan düşünce. “Kaynak dil Türkçe”.
*
İlk Öğretmenler günü kutlamasında şöyle bir dilek dilenilmiş:
“Sevgili Öğretmenler, 24 Kasımlar sadece Öğretmenler Günü olarak anılmasın, bu gün aynı zamanda en büyük öğretmen Atatürk'ün ideallerinin gerçekleşmesi günü de olsun. Ayrıca bu gün; birlik, beraberlik ve bütünlük içinde yarının Türk çocuklarının Atatürk'ün özlediği şekilde yetiştirildiklerinin de ant günü olsun. “
Dilek güzelmiş. Gerçekleşmiş mi bu dilek? Kim andını tutmuş? Okullardan bile kaldırılırken “Andımız”ın okunması, siyasilerden tek tük cılız sesler dışında ses çıktı mıydı? Atatürk devrimlerini, bu devrimlerin en büyüğü ve en önemlisi Türk Dil Devrimini anma kutlama günü aslında bu gün! Dilimizi korumaya, yükseltmeye söz verme günü!
Dilimiz bu dönemdeki kadar tehlike altına girmedi, böylesine bölücülük azıtmamış, bu derece kayırılmamış, bu kadar yalnız bırakılmamıştı öğretmenler. Eğitim bu derece çökmemişti…
Sorunlar dev gibiyken, sözleşmeli öğretmenlik, öğretmenleri köleleştirirken, Atatürk ilkeleri eğitim öğretimden çıkarılırken, okullara çocuklar maskeli giderken ağızları burunları kapalı ders dinlemeye, konuşmaya, anlatmaya körpecik bedenler zorlanırken, uzaktan eğitim diye bir garabete yakalanılmışken… Milli Eğitim Bakanlığı” ne yapıyor bu Öğretmenler Gününde duydunuz mu? Öğretmenlere 24 Kasım’da bazı kentlerimizde tiyatrolar parasızmış, tabii dayatılan küresel oyuna katılanlara, o şey kartını getirene, gelmeden şu kadar saat önce test yaptırana, salonda da ağzını burnunu vebalı gibi, erkekten kaçan eski zamanın köle kadınları gibi kapatana…
Bunları yaptınız diyelim. Sizi ne bekliyor? Ne öğrenecek neyle eğlenecek, ant içecek öğretmenlerimiz? Verdikleri şu listeye bakın… Buradaki seyirliklerden en kötüsü, Türk Dil Devrimine en karşıt oyun, son yılların “moda” edilen kitabından uyarlanan “Kürk Mantolu Madonna” oyunu olmalı. Şaka yapıyor gibiler. Eğitim için Almanya’ya gönderilen bir Türk gencinin orada eğlenceye dalıp görevini unutup gece kulübünde çalışan Alman Yahudisi Maria ile aşkını anlatan bu kitapla ne öğreteceksiniz öğretmenlere? Dilin önemsizliğini mi? Üç günlük kursla öğrendiği yabancı dili benimseyen, o dille felsefik konuşmalar bile yaptığını ileri süren gence hayranlık duymayı mı? Türk anne değersiz, Türk kadından kızı değersiz, kötü, dönemin (Ankara’nın) memurları kötü, vatan diye bir şey yok, önemli olan iki insanın birbirini bulması… Vallahi çok iyi…
Yine aynı yazarın Kuyucaklı Yusuf’u. Türk aile yapısını kötüleyen romanının tiyatrosu, kumar tutkunu yüksek memurlar, kızını kötü yola iten, ortalık malı yapan bir anne, herkes ahlaksız bir evlatlık Yusuf ahlaklı… Bu bir zamanların Türkiye’sini, Cumhuriyeti kötüleyen oyun, öğretmene hangi yüksek duyguyu verecek, günümüzün hangi derdine derman olacak, andını içebilecek mi bu oyundan sonra öğretmenimiz?
Atatürk’ün Başöğretmenliğinin, Türk Dil Devriminin kutlandığı, anıldığı bu günün diğer oyunları da hep çeviri oyunlar. Dilimizin güzelliğiyle, ulusalcılıkla, dil, memleket sevgisiyle, yüce duygularla hiçbir ilgisi olmayan oyunlar… Cinayet, şiddet, içsel bunalım, akıl hastalığı…
George ve Doris… “Seneye Bugün” oyununda onların güldüren aşkları izlenecek imiş. Biraz da cinsellik varmış güldürüde…
Tom, Amanda, Laura, Jim… Başka bir oyunun (Sırça Kümes) kahramanları.
“Ölümcül Oyun”, Erzurum Devlet Tiyatrosu’nda. David Foley yazmış. Gerilim türü. Geçmişle bugünün hesaplaşması yazmışlar oyunun tanıtımına. İlginç değil mi?
“Işıltılı Haşerat”. Tanıtımından aldım bu açıklamayı:
“Ollie ve Jill'in rüya evine davetlisiniz. Onların baştan çıkma hikayelerini izleyeceksiniz. Hep daha fazlasına sahip olmak için koşturup dururken ezip geçtiklerine, insanoğlunun içindeki şeytana ve yetinmek bilmeyen tüketmek hırsına beraber tanıklık edeceksiniz.”
Konulara bakınız. Hepsi mi tesadüf? Hepsi aynı tornadan çıkmış bunalımlı konular, yabancı yazarların bize yabancı eserleri. Ne kendi tarihimiz, ne kendi töremiz, ne kendi geçmişimiz, kültürümüz anlatılıyor… Ne de güncel sorunlarımız… Bizden seçtikleri de bize karşıt eserler, bize vuran oyunlar… Hani 24 Kasım içindi bu eserler? Öğretmenlere bir şeyler öğretecek, mesleki motivasyonları (içsel güç, harekete geçirme gücü) artırılacaktı?
“Erkek Gezegeni”, yerli oyun. Van’da oynayacakmış, erkeklerin kendini sorgulaması imiş. Para, ün, kadın, evlilik, şeref… Ne için yaşanıyormuş…
“Oyuncu Ben Feuerbach”, bir akıl hastasının çığlıkları imiş… Bu yabancı eser, o kadar tutulmuş ki(!), oyun, yıllardır gezmedik şehir, oynanmadık sahne bırakmamış ülkemizde. Ne hikmetse tabii, kimin takdiriyse bu…
“Yastık Adam”; Martin McDonagh yazmış, “Katuryan,” çocuk cinayetleri, şiddet…
“Vişne Bahçesi”, Çarlık Rusya’sının yeni düzene geçişindeki bunalımları…
“Yirmi Bir On Beş Treni”, yerli yapım. Hiç gelmeyecek bir treni beklemek… Kulaklıktan Rusalka (Rusça’dan arya tipi müzik) dinlemek… Parklardaki heykellere söz atmak… Çok ilgi çekiyormuş…
“Definename” adlı oyun, Adana’da, yerli, Çorlu’da geçen bir define arayışının öyküsüymüş.
Duyuru şöyle:
“Devlet Tiyatroları, 24- 25 Kasım'da öğretmenlere ücretsiz.
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca Devlet Tiyatroları'nın farklı bölgelerindeki on iki oyununun, 24 ve 25 Kasım'da ücretsiz olarak öğretmenlerle buluşacağı açıklandı.
Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, oyunlarını eğitimciler için sahneleyecek Devlet Tiyatroları, 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü ücretsiz temsillerle kutlayacak. Bu kapsamda Devlet Tiyatroları'nın farklı bölgelerindeki 12 oyunu, 24- 25 Kasım'da ücretsiz olarak öğretmenlerle buluşacak. Öğretmenlik mesleğine farkındalığın artırılması ve eğitimcilerin mesleki motivasyonlarının yükseltilmesine katkı sağlamak üzere ülke genelinde düzenlenecek etkinliklerde, 4 bin 300 öğretmenin ücretsiz olarak tiyatro izlemesi sağlanacak.” Bu duyuruyu Yeniçağ’dan aldım. Yazım yanlışlarını düzelterek...
“Öğretmenlik mesleğine farkındalığın artırılması…” Bu nasıl bir Türkçedir? Parasız tiyatro izlettirmenin bu amacını anlayan var mıdır acaba? “Farkındalık” çok yeni bir söz, yaşam koçları dedikleri entellerin uydurduğu bir sözcük olmalı, yarısı Arapça…
Yukarıdaki on iki oyunu izleyecek olan dört bin üç yüz öğretmen neleri fark ettiklerini, nasıl değiştiklerini, neler öğrendiklerini hemen yazmalılar…
Emekler, paralar boşa gitmesin… Aman ha!..
Şurada toptan değiştirileceğimiz yıla, 2023’e ne kaldı!
Feza Tiryaki, 20 Kasım 2021

Yorumlar (0)
21
parçalı az bulutlu
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Trabzonspor 14 36
2. Konyaspor 14 26
3. Hatayspor 14 26
4. Fenerbahçe 14 24
5. Alanyaspor 14 24
6. Başakşehir 14 22
7. Karagümrük 14 22
8. Galatasaray 14 22
9. Adana Demirspor 14 20
10. Beşiktaş 14 20
11. Antalyaspor 14 18
12. Gaziantep FK 14 18
13. Altay 14 17
14. Sivasspor 14 16
15. Giresunspor 14 16
16. Kayserispor 14 16
17. Öznur Kablo Yeni Malatya 14 13
18. Göztepe 14 11
19. Kasımpaşa 14 10
20. Rizespor 14 10
Takımlar O P
1. Ümraniye 13 27
2. Ankaragücü 14 27
3. Eyüpspor 14 27
4. Bandırmaspor 13 25
5. Erzurumspor 12 25
6. İstanbulspor 13 20
7. Tuzlaspor 12 20
8. Kocaelispor 13 20
9. Samsunspor 13 19
10. Adanaspor 14 18
11. Menemenspor 13 17
12. Gençlerbirliği 13 17
13. Boluspor 13 16
14. Denizlispor 13 15
15. Bursaspor 13 14
16. Manisa FK 14 14
17. Ankara Keçiörengücü 13 13
18. Altınordu 14 13
19. Balıkesirspor 13 7
Takımlar O P
1. Chelsea 13 30
2. Man City 13 29
3. Liverpool 13 28
4. West Ham 13 23
5. Arsenal 13 23
6. Wolverhampton 13 20
7. Tottenham 12 19
8. M. United 13 18
9. Brighton 13 18
10. Leicester City 13 18
11. Crystal Palace 13 16
12. Brentford 13 16
13. Aston Villa 13 16
14. Everton 13 15
15. Southampton 13 14
16. Watford 13 13
17. Leeds United 13 12
18. Burnley 12 9
19. Norwich City 13 9
20. Newcastle 13 6
Takımlar O P
1. Real Madrid 14 33
2. Atletico Madrid 14 29
3. Real Sociedad 15 29
4. Sevilla 14 28
5. Real Betis 15 27
6. Rayo Vallecano 15 24
7. Barcelona 14 23
8. Athletic Bilbao 14 20
9. Espanyol 15 20
10. Osasuna 15 20
11. Valencia 15 19
12. Villarreal 14 16
13. Celta de Vigo 15 16
14. Mallorca 15 16
15. Deportivo Alaves 14 14
16. Granada 14 12
17. Elche 15 12
18. Cádiz 15 12
19. Getafe 15 10
20. Levante 15 7
Günün Karikatürü Tümü