Geçen Eylül’den beri sürermiş bu iş. Bu rezillik, bu çığırından çıkma, köprüleri yıkma durumu. Açık açık meydan okuma, ben buyum, artık dünya böyle, siz de böyle olun, gelin bunu birlikte söyleyelim, durumu.
Bilmem duymayan kaldı mı şarkı davasını?
Bir şarkıcı (kim olduğunu, ne söylediğini bilmem, merak da etmemişimdir), şarkı sözleri nedeniyle mahkemeye verilmiş. Sözler müstehcenmiş. “Açık saçık, edebe aykırı, yakışıksız.” Olay, gazetelerde haber olmuş. Birileri, belki de dinleyicileri, ya da dinleyicilerin ana babaları, kendilerine böyle çirkin sözlerle seslenen şarkıcıyı, dilekçelerle devletin ilgili birimine şikâyet etmişler. Eh, ne verilirse onu alıyor yeni yetişenler. Algılar çoktan tutsak edilmiş, toplum çoktan hazırlanmış bu tür bir yıkıma…
Küresel çetenin, cinsiyetsiz, sapkın bir toplum yaratma, dünyayı değiştirme, insanların çoğalmasını önleme, dolayısıyla insan sayısını azaltma projesinin bir ayağı, ülkemizde şarkılar yoluyla da çoktandır uygulamadaymış görünüşe göre.
Ortalık batarken, “ Soğan dikmedim, acısını çekmedim!”, demek yakışır mı aydınlarımıza?
İç işleri Bakanlığı da geç kalınmış bir tepkiyle konuya ortak olmuş üç ay kadar önce. Gözden kaçan bu gibi diğer şarkıcılar, sapkınlar, aile kurumuna saldıran dizi filmleri, sabahları kadın yayınlarıyla yapılanlar görmezden gelinerek, tek garip durum bu imiş gibi “Minarede deli var!” demişler.
Mahkeme haberleri ortaya dökülmese, gazete başlıklarına yeni yılda, yeniden çıkmasa bu konu, ne duyacaktık, ne bilecektik.
Belki sizler de duymayacaktınız rezilliğin bu son perdesini. Duysanız da aldırmayacaktınız.
Yazılarımı okuyanlar bilirler, en çok “bayram” yazısı yazarım. Bu yazılarımın bir kısmıyla oluşan “Son Bayram” adlı bir kitabım da var. Bayramlarımız son on beş, on altı yıldır eskisi gibi kutlanmıyor, buna alıştırıldı toplum. Öğrencilerin (görevliler dışında) artık bayrama katılma zorunluluğunun olmaması, TRT’nin bayramları canlı yayınlama görevinin kaldırılması, bayram günlerinin okullarda sıradan tatil günlerinden sayılması, kutlamaların gece verilen popçu konserlerine dönüştürülmesi, ulusal duyguların, kutlu günlerimizin böylece unutulması, unutturulması…
Açık saçık şarkılarıyla, Batı taklidi müzikleriyle, ünlü popçulara ulusal bayramlarımızda konserler verdirilmesi, meydanlarda onlarla bayramlarımızın kutlatılması da, bu son yılların modası. Hele yeni türeyen, pırtlak gibi ortalığı saran genç popçuların hepsinin ama hepsinin birbirine benzer şarkılar okumalarına ne demeli? Giyimler öyle, şarkılar öyle, bir tornadan çıkmış gibiler. Okudukları şarkıların sözleri genellikle öyle basit, öyle belden aşağı, çirkin sözler ki, bu şarkılarla bayram kutlatanlar ne yapmak istiyorlar acaba demeden duramıyor insan! Atatürk’ün “Gençliğe Hitabı’nı” değiştirmeye cüret edebilen, oradaki “Türk Gençliği” yerine, “Türkiye Gençliği” sözünü koyan, bölücülere göz kırpan popçu ile bile, Kurtuluş Bayramlarımız kutlatılıyor meydanlarda.
Hiç mi bilmiyorlar bunları, bu şarkıcıların okudukları şarkıların sözlerinden hiç mi haberleri yok, konserci belediye başkanlarının! İnlemeli, sızıldamalı, karşı cinse söylenen ahlarla, vahlarla ne kutlanabilir? Kanla irfanla kurulan Cumhuriyetimizin bayramlarına bu tür şarkılar yakışır mı? Madem şarkı okutacaksınız, marşlarımız, kahramanlık türkülerimiz, halk şarkılarımız nereye gitti? İlle Pop konseri verdireceksiniz, günler çuvala mı girdi? Neden bayram günü bu tür bir konser?
“Bayram konseri” yazıp, bilgisayarda, bu, şarkı sözü mahkemelik olan şarkıcının adıyla arıyorum, hemen iki yanıt çıkıyor:
“2025 yazında Harbiye Açıkhava'da konserleri oldu.
30 Ağustos Zafer Bayramı: 2024'te Beşiktaş Meydanı'nda konser verdi.”
*
Eh burası alkışı hak ediyor. 30 Ağustos Zafer Bayramı, Türk Ordusunun, arkasında İngiltere olan işgalci Yunan’a karşı kazandığı büyük zafer! Bu zaferi meydanlarda, genç -yaşlı köylü- kentli herkesin katılımıyla, tanklarla, askerlerle, askerin geçit törenleriyle değil; takma adı, İngiliz matmazellerin adı, takma soyadı Rumca çok sarhoş, düşkün demek olan, şarkıları değil kahramanlık, açık saçık sözlü, aşk şarkılarından oluşan “Matiz” konseriyle kutlamak!
Daha ne bayramlar kutlanmıştır böyle, kutlanacaktır da, yapana -yaptırana bir yaptırım yok çünkü.
*
Şimdi gelelim mahkemeye düşen, hâkimin sorusunun haber olduğu olaya. Haber şöyleydi:
“Mabel Matiz”, ( gerçek adıyla Fatih Karaca) “Perperişan” şarkısı nedeniyle müstehcenlik suçu kapsamında ifade verdi. Matiz, amacının asla müstehcenlik olmadığını…”
Bir de şu var. Gençler, bu takma adlara alıştırılmış, bu tip şarkı okuyanların çoğunluğu hep böyle takma adlı. En çok İngiliz adlarına özenti var. Bir de böyle, kadın değilken, takma adını İngiliz kadın adından alanı. Bu ad alışın masalı şöyleymiş: Bir kadın romancının Tuna adlı erkek kahramanı, romanda, bazen kendini kadın olarak duyumsar, o zaman Tuna’dan İngiliz leydisi Mabel adına geçermiş de…
Öyküye bakın hizaya gelin!
“Aksak eşeğin kör nalbandı olurmuş.”
“Fenalık, bir kırmızı gömlektir, ya yakasından belli olur, ya yeninden.” derler.
Mahkeme dosyayı Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na göndermiş ve duruşma Mart ayına ertelenmiş.
Suçlama, İçişleri Bakanlığı'nın soruşturması, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın da şarkıya erişim engeli talebi üzerine başlatılmış.
Hâkimin "Bu şarkı bir erkeğe mi yazıldı?" sorusuna da popçunun, "Bu soruyu üzücü ve kalp kırıcı buluyorum" demesi, günlerce manşetlerden inmemiş. Bu da şarkıyı savunması:
“Metaforlar üzerinden bir aşk hikâyesini anlatıyor. Şarkının sözleri bana aittir. Her dilde ve her aşk için söylenebilecek evrensel bir şarkı.” Herkes, herkes için söyleyebilir. Bunun sınırını benim koymam haddime değil.”
Hâkim sormuş: “Cici toy bebe, sal kuşu hanesine”, bu sözler ne anlama geliyor?”
“Bu şarkı türkülerden çıkarılmış bir şarkıdır. Bu şarkılar TRT’de hala yayınlandığına göre böyle bir durum da olmadığını düşünüyorum.”
İyice saçmalanmış, konu saptırılmış:
“Kuş halk edebiyatında kısmet demektir. Farklı anlamları vardır. Ama ima edilen anlamı içermemektedir. Gözü kara bir aşığın aşkının büyüklüğünden dolayı ifadelerdir bunlar.”
Mahkeme, sözlerin müstehcenlik ve çocuklar üzerindeki etkisinin incelenmesi için dosyayı ilgili bakanlığa göndermiş.
Olayın bundan sonrası evlere şenlik! ”Hafta sekiz gün dokuz “ olaya takılmayan, üstüne iki laf etmeyen kalmamış.
Savunmadaki “metafor” sözü, Antik Yunancadan alınma. Bu sözün Arapçası “mecaz”. Sözü, soyut anlamda, arada benzerlik, ilgi kurarak kullanmak, benzetmeden yararlanmak demek.
İşte tam burada da, bizim entellerimiz devreye girmiş. Halk edebiyatına saldırılmış. Türkülere saldırılmış. Anonim ne türkülerimiz varmış da, “Fenadan fena var” demişler. Savunmada üstatlarını fersah fersah geçmişler.
Ünlü gazeteci Ertuğrul Özkök bile Sözcü TV’ye çıkmış, bunu konuşuyor. Eski şarkıcılar, entel geçinenler, bilen bilmeyen halk türkülerimize bindirmiş. “Ne alâka kel alâka” denmeden.
Konuyu saptırarak, asıl meseleyi göz ardı ederek… Eşcinselliği normalleştirmeyi, sözcüklere dökmeyi, cinsel içerikli, toplumun ahlakını bozan, yakışıksız sözlerle şarkı söylemeyi, bu şarkıları da, gençlere- çocuklara dinletmeyi, benimsetmeyi, tehlikeden, kötülükten saymayarak…
*
“Sakal keçide de var.”
“Sefahat (zevk, eğlence düşkünlüğü) sefaletle biter.
“Sıçan geçer yol olur.” Sonrası?
“Sonrasına soğan doğra!”
Nasılsa “Sap derken saman diyoruz”, hep birlikte çöküşteyiz…
Feza Tiryaki, 14 Ocak 2026