YAŞAM

Suça Sürüklenen Çocuklar: Toplumsal Yarayı İyileştirmek Mümkün mü?

Suça sürüklenen çocuklar meselesi, aile yapısındaki bozulma ve sosyal koşulların çocukları nasıl etkilediğini gözler önüne seren kritik bir toplumsal mesele. Prof. Dr. Seyithan Deliduman’ın görüşleriyle mercek altına alınan bu sorun, sadece bireysel tercih değil, derin yapısal nedenlerin sonucu olarak ele alınıyor. İşte tüm detaylar

Abone Ol

Prof. Dr. SEYİTHAN Deliduman yazdı! Suça Sürüklenen Çocuklar (SSÇ): Toplumsal Yarayı Ne Kadar İyileştirmek Mümkün?

SonDakika: NetHaberler.Com’un edindiği bilgiye göre; son yıllarda suça sürüklenen çocuklar sayısında dikkat çekici bir yükseliş yaşanıyor. Adalet Bakanlığı verilerine göre 2022’de 176 bin 128, 2023’te 177 bin 174 çocuk suça karışırken, bu rakam 2024’te 188 bin 926 ile zirve yapmış, 2025’te ise 186 bin 256 olarak kaydedilmiş. Son 10 yılda yüzde 17,47’lik bir artış söz konusu. Bu çocuklar arasında %85’i erkek, %71’i 15-17 yaş grubunda yer alıyor. En sık karşılaşılan suç tipleri ise yaralama ve hırsızlık olarak öne çıkıyor.

Bu rakamlar insanları derinden düşündürüyor: Acaba çocuklar suçun öznesi mi, yoksa suça sürükleyen koşullar mı asıl sorumlusu? Hukukçu Prof. Dr. Seyithan Deliduman, bu tartışmada önemli bir perspektif sunuyor. Ona göre “suça sürüklenen çocuklar” ifadesi teşhis açısından değerli ancak sorunu çözmede yetersiz kalıyor. Çünkü bu yaklaşım, meseleyi birey merkezli ele alarak sosyal, ekonomik ve psikolojik faktörleri arka planda bırakıyor.

Suça sürüklenen çocuklar kavramı, çocukların suça yönelmesini bireysel bir tercih gibi gösterse de gerçekte durum çok daha karmaşık. Aile parçalanması, ebeveynler arası çatışmalar, ilgisizlik, denetim eksikliği ve sağlıklı iletişim kurulamaması gibi unsurlar riski artırıyor. Araştırmalar, suça karışan çocukların önemli bir kısmının parçalanmış ailelerden geldiğini veya aile içinde yeterince ilgi ve aidiyet göremediğini ortaya koyuyor. Bu çocuklar, aidiyet arayışında gruplaşmalara yönelip ergenlik döneminde kabul görme ihtiyacıyla olumsuz yollara sapabiliyor.

Aile Yapısının Çocuk Suçluluğundaki Rolü Nedir?

Aile, çocuğun ilk sosyal ortamı ve kişilik gelişiminin temel taşıdır. Prof. Dr. Seyithan Deliduman’ın da vurguladığı üzere, aile kurumundaki bozulmalar çocukları suça sürükleyen koşulların başında geliyor. Parçalanmış ailelerde ebeveyn denetimi zayıflıyor, iletişim kopuyor ve çocuk ihmal veya travmatik deneyimler yaşıyor. Kalabalık aileler, düşük sosyoekonomik düzey, ebeveynlerde suç öyküsü veya madde bağımlılığı gibi faktörler de riski yükseltiyor.

Uzmanlara göre aile içi ilişkiler düzensiz olduğunda çocuk, model alabileceği sağlıklı bir figür bulamıyor. Baba yokluğu özellikle erkek çocuklarda otorite boşluğu yaratırken, anne-baba çatışmaları duygusal güvensizliğe yol açıyor. Bu ortamda büyüyen çocuklar, okulda başarısız oluyor, eğitimden kopuyor ve sokaklarda veya olumsuz akran gruplarında aradığını bulmaya çalışıyor. %51 gibi yüksek bir oranda okulu bırakan çocukların suça karıştığı belirtiliyor. Bu da sorunu daha da derinleştiriyor.

Peki, bu koşulları ortadan kaldırmak için ne yapılmalı? Devlet, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları el ele vermeli. Nitelikli eğitim fırsatlarının yaygınlaştırılması, risk altındaki ailelere yönelik sosyal destek mekanizmaları ve aile danışmanlığı hizmetlerinin artırılması kritik önem taşıyor. Ebeveyn eğitim programları ile anne-babalar çocuk yetiştirme konusunda bilinçlendirilmeli. Çocukların sosyal hayata aktif katılımını sağlayacak spor, sanat ve kültür projeleri de gençleri olumlu yönlere kanalize edebilir.

Suça Sürükleyen Koşullar ve Toplumsal Sorumluluk

Suça sürüklenen çocuklar aslında toplumsal ihmallerin bir yansıması. Yoksulluk, eğitim eşitsizliği, güvensiz mahalle ortamları ve organize suç örgütlerinin çocukları hedef alması gibi etkenler bireysel iradeyi aşan bir gerçeklik yaratıyor. Bazı raporlarda çocukların %60’ına yakınının suç işlediğinin farkında olmadığı bile ifade ediliyor. Bu, bilinçsizlik ve çevresel baskının ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.

Hukuk perspektifinden bakıldığında, çocuk adalet sistemi onarıcı adaleti ön plana çıkarmalı. Cezai yaklaşımlar yerine rehabilitasyon ve topluma kazandırma odaklı politikalar geliştirilmeli. İhtisaslaşmış çocuk evleri sayısı artırılmalı, danışmanlık tedbirleri daha etkin uygulanmalı. Şu anda 51 bin civarında çocuğa danışmanlık tedbiri veriliyor ancak kurumsal kapasite yetersiz kalıyor. Sadece 58 ihtisaslaşmış kuruluşun varlığı, sorunun büyüklüğü karşısında alarm zillerini çalıyor.

Prof. Dr. Seyithan Deliduman gibi hukukçular, sorunun kökenine inmenin şart olduğunu belirtiyor. Suça sürüklenen çocuklar yerine onları suçun mağduru olarak görmek, yaklaşımı değiştirir. Bu çocuklar ihmal edilmiş, desteklenmemiş ve doğru yönlendirilmemiş bireylerdir. Onları suçlamak yerine, aile ve toplum olarak sorumluluğu üstlenmek gerekiyor.

Merak Uyandıran Gerçek: Çocuklar Neden Bu Yola Düşüyor?

Düşünün: Bir çocuk, sevgi dolu bir ailede mi büyüyor yoksa sürekli çatışma ve ihmal içinde mi? Okulda başarılı mı hissediyor yoksa dışlanıyor mu? Mahallesinde güvenli oyun alanları var mı yoksa sokaklar mı onun tek dünyası? Bu sorular, suça sürüklenen çocuklar sorununun derinliğini ortaya koyuyor. Ekonomik baskılar, annenin dışarıda çalışması, babanın uzun saatler çalışması veya işsizliği, ailenin çocuğa zaman ayıramamasına yol açıyor. Sonuçta çocuk, aidiyet arayışıyla olumsuz çevrelerde kendini buluyor.

Güncel veriler, 15-17 yaş grubunun en riskli dönem olduğunu gösteriyor. Ergenlikteki kimlik arayışı, akran baskısı ve medya etkisi de tetikleyici rol oynuyor. Özellikle yaralama suçlarının yüksek olması, şiddetin normalleştiğini düşündürüyor. Bu noktada aile eğitimi ve okul temelli müdahaleler hayat kurtarabilir.

Çözüm İçin Bütüncül Politikalar Şart

Suça sürüklenen çocuklar sorununa kalıcı çözüm, bütüncül yaklaşımla mümkün. Aile yapısını güçlendirmek öncelik olmalı. Riskli ailelere erken müdahale programları devreye sokulmalı. Ebeveynler arasında sağlıklı iletişim eğitimi yaygınlaştırılmalı. Çocuklara yönelik ücretsiz psikolojik destek merkezleri artırılmalı.

Devlet politikalarında çocuk hakları merkeze alınmalı. Eğitimden kopmayı önleyici takip sistemleri kurulmalı. Dezavantajlı bölgelerde spor tesisleri, kütüphaneler ve sosyal etkinlik alanları çoğaltılmalı. Sivil toplum da bu süreçte aktif rol üstlenerek farkındalık yaratmalı ve projeler üretmeli.

Analiz uzmanı Taner Akkuş'un suça sürüklenen çocuklar ile ilgili başlattığı sürdürülebilir projelerden de ilham alarak; Unutulmamalı ki, her suça sürüklenen çocuk, aslında toplumsal bir yaranın göstergesidir. Bu yarayı tedavi etmek, yarını kurtarmak demek. Aile, eğitim, sosyal destek ve hukuk mekanizmaları birlikte çalıştığında çocuklar suç yerine umutla büyüyebilir.

{ "vars": { "account": "G-D88DGY52YP" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }