YANSIMALAR 2

Abone Ol

İnternette konuyu kovalarken bir yazıya rastladım. Yazının adı: Yazıda Ses Efektleri. İçeriğinde ise çeşitli araçların çıkardığı seslerin yazıya aktarılması hakkında bilgi vermiş. Bilgi vermiş de verdiği bilgiler İngiliz mantığına yatkın. Bir kere İngilizcede her harf bir sesi karşılamıyor ki. Yani İngilizce fonetik alfabe ile değil, ..... alfabe ile yazılan bir dil. Bu yüzden verdiği ses yansımalarından bir İngilizin bile bir şey anlaması zor. Yazara göre köpekler hav demez woof der. Koyunlar da me demez baa der. Biz her dilin bir mantığı olduğunu ve dış dünyayı o mantığın gözgüsünden gördüğünü birkaç yerde söyledik. Bizde koyun me der, köpek hav, kedi ise miyav. O kadar. Top gümbürder, davul danılar, darbuka tıkırdar.

Bir de insanımızın yeni tanıştığı alanlar var. Sözgelimi denizcilik terimlerimiz İtalyanlardan, Cenevizlilerden ve Rumlardan ödünç alınmıştır. Türkler denizle, dağlardaki obruklar ve kaya çeşitleriyle yeni tanıştı. Bazı hayvanlar ve bitkiler yurtdışından hayatımıza girdi. Bunların çıkardığı sesler var. Onları dilimize aktarmak gerekmez mi? Gerekir. Ama serde biraz tembellik var.

Face’te yazar ve şair olmaya hevesli binlerce kişi var. Söyleyecek sözü olan herkes orada salınıyor. İyi de ediyorlar. Ama amaç hizmet etmekse sadece şiir yazmak ya da düşünce beyan etmekle olmaz. Uğraştığınız alanla ilgili birkaç sözcük de siz derlemeli veya üretmelisiniz. Yazım kılavuzunda bulunmayan birkaç sözcük derleyip Face’e atabilirsiniz. Siz de sözcük yapabilirsiniz. Ama yansımalı, ama türetme ya da birleştirme yoluyla. Gavurdan alıvermek çözüm değil.

Dedik ya dilimiz yansımalar konusunda çok zengin diye. Bununla yetinmek olmaz tabii. Her gün yeni bir alet, makine çıkıyor ve kendine özgü sesler çıkarıyor. Bunların sesini dilimizde karşılamak gerekir. Sadece karşılamak yetmez, onu Türkçenin yazım kurallarına göre yazmak da lazım ki sözcük bizim olsun. Aksi halde dışı bizim olur, içi yabancı. Bir kraker markamız var: Kraks. Reklamlarında “Kraksla!” diyor. Tabii bizim dilimizin genetiğini bozan şeylerden biri de Türklerin ürettiği ürünlere yabancı adlar verilip onların Q,X,W gibi alfabemizde bulunmayan harflerle yazılması. Sağolsun adamlarımız daha da ileri gidip bu adları gavurların söylediği gibi söylüyorlar. Bunların hepsi de kültürel erozyondur.

Reklamlarımızda mutluluğun resmi de gavurcadır. Oynayanlar, gülenler, mutluluk gösterilerinin tümü gavurca. Sanırsınız Türkler şimdiye kadar ne başarılı ne de mutlu olmuşlardır. Yanlış anlaşılmasın, yurtdışına ileti gönderenlere ya da yurt dışında yaşayıp orada tepki gösterenlere diyeceğimiz yok. Bizim sitemimiz tereciye tere, balıkçıya kokmuş balık satanlara. Ama onların da haklı olduğu yerler var. Siz Türklerin neşesini, başarısını, mutluluğunu nasıl gösterdiği hakkında bir çalışma yapmazsanız onlar da krakslar. Bu yüzden herkese, hepimize iş düşüyor.

Gerçi milletimiz yabancı tatlara meraklı. Yabancı sözcüklere, yabancı ülkelere, yabancı geleneklere de... Ama onları suçlayamayız. Çünkü biz çalışmamışız.

Yeri gelmişken bir fıkra anlatalım:

Adam kahveye girip,

“Oğlum bana bir coca cola ver!” demiş.

Garson coca colayı getirmiş ve demiş ki “Amca bu coca cola değil, kokakola...”

“Neden öyle diyorsun?” diyen adama, çocuk cevap vermiş: Amca onlarda c’ler k diye okunur.

Adam, “Ne yani oğlum? Benim adım Cevat. Kavat mı olacak şimdi?” demiş.

SOMSÖZ: NUTUKLA YERLİ VE MİLLİ OLUNMAZ.

{ "vars": { "account": "G-D88DGY52YP" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }