BU DÜNYADAN…

Feza Tiryaki, Yazdı. 'BU DÜNYADAN…'

Yazar - Makale 15.04.2022, 15:33 21.04.2022, 13:30
BU DÜNYADAN…
Haber Videosu

Bu dünyadan bir Zekeriya Beyaz geçti…

Gazeteci oğlu Oğuzhan, sosyal iletişimde, 2 Nisan’da duyurmuş:

"Canımın bir parçası gitti. Sevgili babam Prof. Dr. Zekeriya Beyaz'ı kaybettik.”

Kızı Mihriban, eve başsağlığı için gelenlere (3 Nisan) anlatmış:

“Üç hafta önce rahatsızlandı, yoğun bakıma kaldırdık. Ondan sonra da Emr-i Hak yerini buldu.”

“Sözcü” şunu yazmıştı aynı gün:

“Bir dönem Türk televizyonlarına damga vuran, ilahiyatçı Zekeriya Beyaz hayatını kaybetti.”

Cumhuriyet Gazetesi’nden:

“Din sosyolojisi profesörü ve yazar Zekeriya Beyaz yaşamını yitirdi.” Arkasından şöyle bir açıklama:

“Bir dönem televizyonların vazgeçilmez ismi ilahiyatçı profesör Prof. Dr. Zekeriya Beyaz, bir süredir tedavi gördüğü hastanede 84 yaşında yaşamını yitirdi.”

Hürriyet’in videolu duyurusu, hem nalına hem mıhına vurmaydı;

“İlahiyatçı Prof. Dr. Zekeriya Beyaz 84 yaşında hayatını kaybetti.” Haberinin yanında iki kısacık, sesli görüntü.

Görüntünün birinde Zekeriya Beyaz evinin camında, dışardakilere, kendine sevgi gösterisinde bulunanlara el sallıyor. Diğerinde ise TV’lerde çekilmiş görüntüsüyle, göndermeli tek bir sözü kayıtlı. “… Sayın başbakanın bu konudaki uzmanlığı nedir? Hepimiz biliyoruz ki son derece zayıftır, o da normaldir.”

Sağlık durumuyla, ölüm nedeniyle ilgili basında şunlar da dendi:

“Beyaz, Esenler'deki Özel Güney Hastanesi'nin yoğun bakım servisinde “aspirasyon pnömonisi” (mide sıvısının akciğerlere kaçması) nedeniyle 18 Mart'ta tedavi altına alındı. “Alzaymır” hastası da olan Beyaz, tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi.”

Cenazesine, siyasetçilerden; CHP, İYİ Parti başkanı, CHP İstanbul il başkanı çelenk göndermiş. Bir de Türk Ortodoks Patrikhanesinden, Dünya Ehlibeyt Vakfı başkanından çelenk gelmiş. Ne devlet katından, ne ünlü siyasetçilerden cenazeye kimse katılmamış. Anlaşılan seçim öncesi herkes tedbirini almış. Ne kokmuş ne bulaşmışlar.

Yeni Akit, hemen ertesi günü, dayanamamış, kin kusmuş. Bakın bu eleştirdiklerinden, Zekeriya Beyaz’ın savunduklarından hangisi yanlış?

“Milletlere has Müslümanlık olmayacağı halde, “Türk Müslümanlığı” kavramını savundu.”

“Biz İslam’la mükellefiz, Arapların örf ve adetleri ile sorumlu değiliz” dedi.”

‘‘İslam ve Giyim Kuşam (Başörtüsü Sorununa Dini Çözüm)’’ başlıklı bir kitap yazarak tesettüre savaş açtı.” demişler.

Dini kullananlar başka ne diyecekler? Aydın, renkli, yakın döneme damga vurmuş, ulus devletten yana bir din adamını övecekler mi?

Zekeriya Beyaz, Gaziantep doğumlu. Maraş İmam Hatip lisesini bitirmiş. Yüksek İslam Enstitüsü mezunu (1972). On beş yıl memurluktan (imam – müftü) sonra üniversitede öğretmenlik, dekanlık yapıyor. 2005 yılında da emekli oluyor.

Bir dönem çok televizyona çıkardı. Her söylediği olaydı. Milliyetçiydi. Çok sevilirdi. Arslan Bulut (Yeniçağ yazarı) bakın onu nasıl tanıtıyor anma yazısında: “Genç yaşlarından beri İslam'a göre milliyetçiliği anlatan Prof. Dr. Zekeriya Beyaz...” Bu da birlikte yaptıkları gezi anılarından:

“Türkiye'de, Almanya ve Avusturya'da panellere katıldık. Beyaz Hoca çok medyatik olduğu için herkes onunla fotoğraf çektirirdi. Yine de onu en çok seven, ortaokul çağlarındaki başı örtülü kız çocukları idi.”

Bu arada bazı bilgi ağı siteleri hemen eski defterleri karıştırıp akılları sıra Zekeriya Beyaz’ı eleştirmişler. Zekeriya Beyaz dermiş ki:

“Kur'an-ı Kerim'de ne saçının teli, ne kolu, ne şöyle böyle örtüneceğine dair açık, kesin bir ayet yoktur. Dinen türban gerekli değil. Tesettür sadece öğrenciler için değil, Müslümanlar için de yok. Nur Suresi'nin 30 ve 31'nci ayetleri bu konuda açık, net ve kesin olarak bay ve bayanların edep yerlerini örtmelerini emretmiştir. Bunun dışında giyim, kuşam, gelenekler, iklim şartları altında ve de iktisadi duruma göre değişir.

Alkol, Allah'ın nimetlerindendir. Alkolün kendisi pis ve necis değildir. Haram olan alkollü içkiyi içip, sarhoş olmaktır.”

Zekeriya Beyaz’ın, 2001 yılında türban yüzünden uğradığı bir bıçaklı saldırı olayı da var. Kalbinden, boğazından yaralanmış, ameliyat edilmişti. ‘‘Bağırıyorum, Kuran'da örtünme yok!’’ diyerek türbana karşı çıkar o yıllarda, fakültedeki öğrencilerin tamamına yakınının türbanlı olduğunu, bunun dinen ve hukuken uygun olmadığını söylermiş.

Vakit yazarı ile ilgili tartışmaları 2008 yılından. Bir kıza (14 yaş) tecavüz eden, kendinden elli yaş küçük biriyle evlenen 78 yaşındaki Hüseyin Üzmez’i, bunların dinde yeri olduğunu söyleyen bu Vakit yazarını kınamış, evimize Vakit gazetesi girmez, sokmam, dermiş: “ Ben o gazeteyi de muhatap almıyorum, hiçbir suretle, onları evimize de sokmuyoruz, okumaya da tenezzül de etmiyoruz, görmek de istemiyoruz.”

Hadisler üzerine, çoğunun uydurma olduğu, bunların en az iki yüz yıl sonra yazıldıklarını anlatan açıklamaları, Peygamberin evlilikleri üzerine, o zamanın şartlarıyla bugünü kıyaslamamak gerektiğini savunan aydınlatıcı konuşmaları çok ilgi çekmiş.

“Bunlar bir takım hadislerde vardır, hadis değil de rivayetlerde vardır. Bu rivayetler genelde 200 sene sonra toplanmış rivayetlerdir. Yani Hazreti Peygamberden 200 yıl sonra toplanmış rivayetlerdir, halk arasındaki söylentilerdir.” Sözün burasında açıklamış ne demek istiyor:

“En makbul hadis kitabı Buharis, adından da anlaşılacağı gibi Buharalı bir Türk’ün hazırladığı, derlediği hadislerdir. Peygamberimizden 195 sene sonra doğmuş bir kişidir bu. 30 – 40 yaşında da kitabını hazırlamış olsa 225 sene 230 sene sonra.

O döneme kadar doğru dürüst yazılmamış, doğru dürüst kayıt edilmemiş halk arasındaki söylentiler, sözler, rivayetler, bunlar toplanmıştır kitap haline getirilmiştir.

Daha sonraki hadis kitapları daha 300 yıl sonrasından. Dolayısıyla bunların hiçbirisi Müslümanlar için kesin hüküm ifade etmezler. Bir başka yönü de bu hadisler bu rivayetler tek kişi haberleridir.”

Yine 2011 yılında evi polislerce basılmış, misyonerlikle ilgili belge aranmış. O yıllarda Nurculukla ilgili kitap yazıyormuş.

Kitapları:

“İslam’a Göre Milliyetçilik - Türklük Kanımız, İslam Canımız - İslam ve Siyasi Düzen - İslam Müjdesi - İslam Kolay Din - İslam Mutlu Kılmak - İslam Ve Giyim Kuşam.”

Çocuklarının adları da ilgi çekici. Oğuzhan, Mihriban, Gökçen, Aysen, Edibe. Bunlardan üçünün kökeni Öz Türkçe. Mihriban, Farsça. Edibe, Arapça.

*
Şubat 2012’de yazdığım bir yazı Zekeriya Beyaz ile ilgiliydi. Başlığı şöyle:

Buldum Buldum (Zekeriya Beyaz Sağ olsun)

Yazının başında şaşırdığımız, aklımızın almadığı işleri sıralamış, bunların ısrarla yapılma nedenini sorgulamıştım:

“Ülkemizin kurucu iradesine, kurucusuna neden böyle dört koldan saldırı, neden böyle düşmanlık?

Neden vatanı satarken acımıyorlar?

Neden kurumlarımızı gâvurun malı gibi yağmalatırken, hem de çoğu kez gâvura yağmalatırken içleri yanmıyor?

Dağlarımızı altın arayan küresel çetelere zehirletmeyi nasıl içleri götürüyor?

Sularımızın HES’lerle kurutulmasına, yağmalanmasına nasıl razı geliyorlar?

Halkına genetiği değiştirilmiş gıdaları nasıl lâyık görüyorlar? GDO’lu tohumlarla yapılan tarımla ülke toprağının bozulmasına ve girişine izin verilen zararlı GDO’lu ithal gıdalarla, halkın genetik yapısıyla oynanmasına, hastalanmasına, üremelerinin (doğurganlığın) engellenmesine kadar giden bir sürü tehlikeyle karşı karşıya olunmasına nasıl gözlerini kapıyorlar?

Sağlığı ticari bir araç olarak, hastayı müşteri gibi görmeleri nasıl mümkün oluyor?

Ha bire karayolu, köprü, yüksek beton binalar yani tabutluk gibi evleri niye yapıyorlar? Veya yapmak istiyorlar? Niye bu karayolu yapımına sevdalılar?

Terör örgütü bile birbirleriyle Türkçe konuşup anlaşırken, başka ortak bir dilleri olmamışken, olamazken, ulusumuzun, Türkçeye eş, aynı değerde, önemde, güçte, konumda, ortak bir dili daha varmış gibi, bir küçük bölgede konuşulan bir yerel ağızdan dil yaratmak çabaları nedendir? Kime hizmet etmek için? Ne için? Neye gerekli bir dil daha bulmak?

İngilizceyle, dilimizi boğdurmaya kalkışmaları ne için? Amerikanca eğitim veren, Amerikan okullarının temsilcisi olan, bizden o kültüre köle yetiştirmeyi amaçlayan Fethullah okullarının önünü açmak, bu okulların reklâmını yapmak neden?

Devletinin eğitiminden eğitimin millîsini atar mı hiçbir devlet? Eğitim milletsiz olur mu?

Milleti olmayan bir devlet olur mu?

Milleti olmayan, tek ve bütün olmayan bir devleti bizim coğrafyamızda barındırırlar mı?

Bütün değerlerimiz tuz buz… Rus kızları aile yapımıza çok uygun, onlarla daha çok evlilik yapın neden der bir Dışişleri Bakanı (Davutoğlu)?

Neden Andımız, Gençliğe Hitabe, Atatürk devrimleri engel görünüyor birilerine? Var güçleriyle bunları kaldırtmak, devletin yapısından kurucu iradeyi çıkarmak için uğraşıyorlar?”

Bu gibi soruları sormuş, sonra “Buldum Buldum!” diye bağırmıştım. Yanıtları Zekeriya Beyaz vermişti. Bir TV yayınından öğrenmiştim bilmediklerimi.

Orada, Zekeriya Beyaz hocamız tek bir sözle açıklamıştı sorularımızı. Bunların nedeni “Darülharb anlayışıdır” demişti.

"Darülharb." Önce kendim araştırdım bu söz ne demek.

Şu demekmiş:

“İslâm ahkâmının ( yasalarının ) tatbik edilmediği yer. “Sözlükte şöyle yazmışlar:

“Kâfir bir hükümdarın egemen olduğu yerler ve Müslümanlarla gayrı müslimler arasında henüz barış akdedilmemiş olan memleketler İslam hukukunda "Darülharb" sayılır. İslami görüşe göre dünya Darülharb ve Darülislam olmak üzere ikiye ayrılır. Darülharbi Darülislam haline getirmek cihadın ( din uğruna savaşmak) amacıdır.”

Osmanlıca- Türkçe sözlükte şu yazıyor:

“İslâm elinde olmayan, her zaman savaş yeri olabilecek yer.” ”Kavga meydanı” anlamına da geliyor.”

Şimdi gelelim Zekeriya Beyaz Hoca’ya. Şunları anlattı bu konuda:

*

Devletten Çalma, Darülharp

Darülharp savaş ülkesi demek.

Darülislâm huzur ülkesi demek.

Bunlara göre bu çalmak değil. Devletten çalma: Bu ganimettir. Çünkü bu devlet kâfirdir. (Hangi devlet? Bunlara göre, Türkiye Cumhuriyeti Devleti! ) Benimseyenler küfrü benimsediği için kâfirdir, buradan çalmak ganimettir. Düşman öldürülebilir de… İftira edebilirler. Bir subaya iftira yapmak cihattır, sevaptır (Silivri örneği). Yani zulüm yapmayı da meşru (hak- yasal) görüyorlar. Kul hakkı yok, çünkü onlar Müslüman değil, bunlara göre.

Hamas, El Kaide, Taliban böyledir.

Bu çok yaygın boyutta var. Bir takım insanlar büyük zulümler yapıyor. Ama namaz vakti geçmesin diyor.

İslâm zulmü yasaklar. Kediye köpeğe bile zulmedemezsin. Bunlar Müslümana bu zulmü yapıyorlar.”

Sözünün burasında, siyasilerden duyduklarını aktardı:

“Bir parti lideri, bir komployla uzaklaştırıldı, şimdi milletvekili. Ondan (Deniz Baykal) dinlediklerim:

“Tekel fabrikalarını ve arazilerini satıyorlar, özelleştirme adına. Amerikalı istiyor. Verelim diyorlar. 915 milyona falan. Amerikalıya: “Sen kenarda dur.” Yandaşa: “Sen şunu al, üç yüze. Devletin kasasına bunu at.” Birkaç ay sonra Amerikalı’ya: “Kaça anlaşmıştık? 915’e. Gel al. Arazileriyle al.” Alıyor. Amerikalı İngiliz’e gidiyor: “ Gel bunun üçte ikisini size verecektik. İki milyar doları verin bir bölümü alın.” İngiliz’e bir kısmını veriyorlar.”

Demek ki bunun değeri 4-5 milyar dolar edermiş.

Nedir bu? Darülharpçiliktir.

Gâvur (!) olan milletin malını milletten almak! Bunların bu kanaatleri sapıklıktır!

Siz Müslümana kâfir derseniz siz kâfir olursunuz. Topluluk halinde derseniz sapık olursunuz! İmam imamlık yapsın. Kaymakam için yetiştirdikleriniz kaymakamlık yapsın. Bu bir iş bölümüdür.

Bunlar sapıklıktır.

Bunlar dini reddetmektir. Menfaatperestliği din kisvesi altında devam ettirmektir.

Hazine malında tüyü bitmeyen çocuğun da hakkı vardır.

Bunların zulmü canilerinkinden elli katıdır. Bunu Kuranı Kerim söylüyor.

Ganimet savaş meydanında olur. Bunun dışında zulümdür. Darülharpçılığı yapana baktığınız zaman hiç biri bu konuları bilmez. Birtakım adamlar, sözde din adamlarının fetvalarıyla gidiyorlar.

Bunun tarihçesi Muaviye ile başlamıştır. Önce kâfir ilân ederler, sonra saldırırlar.

Eski sapkınlık fikri yeniden doğdu. Altmışlı yıllarda Türkiye’ye geldi.

Türkiye’nin en büyük sorunu dinin saptırılması sorunudur.

Devlet gücüyle zulmetme, çalma…”

*
“Bu bilgileri heyecanla bağıra çağıra verdi Zekeriya Beyaz. Heyecandan, üzüntüden kıpkırmızı kesildi. Kafalardaki soru işaretlerini de sildi.”
Demişim o açılım yıllarında yazdığım yazıda.
*
Zekeriya Beyaz’ın bir konuşması bile bu kadar korkusuz, bu kadar açık seçik bilgiler içeriyorsa, on gün önceki cenazesinin bu kadar sessizce kaldırılması, üç beş seveniyle sonsuzluğa uğurlanması normal değil midir?

Ekranlara çıkmadığı son yıllarında da ne arandığını ne sorulduğunu duymuştuk. Yok hükmündeydi son yıllarında, inandığı bilgileri yaymaya çalışan bu aydın din adamı.

“Halkın gönlünde yer tutmuştu, öğrencileri onu çok seviyordu, gördükleri yerde “Beyaz hoca, Beyaz hoca!” diye bağırırlardı!” diye anılıyorsa bu gün, bu vefasızlık nedir? Türk toplumunun düşünce yapısını bir dönem etkilemiş, sevimli tavırları, çocuksu saflığı, değişik göz yapısıyla belleklere kazınmış, türbana savaş açmış, eski toplum yapımıza dönülmesi için uğraşan bir din adamı böyle mi uğurlanmalıydı? Tarikat başlarının, Cumhuriyet düşmanlarının cenazelerinin büyük kalabalıklarla kaldırıldığı günümüzde, bir toplum bilimci, Zekeriya Beyaz’a son yolculuğunda uygun görülen bu umursamazlığı, sessizliği anlatabilir mi?

*
Sesli görüntüde cenaze törenini izledim. Yaşadığı yer Esenlerdeki bir cami avlusu. Hoca soruyor, siyah, kenarları süslemeli, üstü Arapça süslü yazılı tabutunun başında. Tabutun her iki yanında Türkçe yazıyla şöyle yazıyor: “Her can ölümü tadacaktır. Sonra bize geri döndürüleceksiniz.” “Ölüm ne ertelenir, ne bir an öne alınır.”

"Beyefendi" diyor hitabında, cenaze namazı kıldıran beyaz uzun cüppeli İmam Zekeriya Beyaz’a, ölenin hocalığından, din âlimliğinden (bilgin) söz edilmiyor bile:

“Kıymetli Müslümanlar,

Sizler merhum Zekeriya Beyaz Bey’fendinin, iyi bir insan, iyi bir komşu, iyi bir dost olduğuna şahitlik eder misiniz?”

“Ederiz!”

“Maddi manevi, dünyevi uhrevi kul haklarınızı helal ediniz!”

“Helal olsun!”

İşte böyle, bu dünyadan bir Zekeriya Beyaz geçti…

Bir gün, sırası gelen herkesin geçip gideceği gibi…

Feza Tiryaki, 14 Nisan 2022"

Kaynak: Haber Merkezi
Yorumlar (0)
Namaz Vakti 01 Temmuz 2022
İmsak 03:50
Güneş 05:35
Öğle 13:06
İkindi 16:57
Akşam 20:28
Yatsı 22:05