Bir gün sel, Fırtına, Hortum…
Ertesi gün trafik kazası…
Sonra bir yangın, bir göçük, bir ihmal.

Takvim değişiyor, gündem değişiyor.
Ama sorular aynı kalıyor.

Ne oldu?
Neden oldu?
Kim sorumlu?

Bu sorular daha cevabını bulamadan, yeni bir başlık düşüyor ekranlara.
Eski acılar, yeni haberlerin gölgesinde kalıyor.

Bir facia yaşanıyor.
Yetkililer açıklama yapıyor.
İnceleme başlatıldı” deniyor.

Sonra sessizlik.

Ne bir sonuç açıklanıyor,
ne bir sorumlu kamuoyunun karşısına çıkıyor.

Toplum olarak unutmamız bekleniyor.
Hatta buna alıştırılıyoruz.

Çünkü unutan toplum hesap sormaz.
Hesap sormayan toplum da tekrar eden felaketlere şaşırmaz.

Her olay kendi başına bir “kaza” gibi sunuluyor.
Oysa çoğu, göz göre göre gelen ihmaller zinciri.

Ve biz zincirin sadece son halkasını görüyoruz.

Asıl mesele yaşanan felaketler değil belki de.
Asıl mesele, onların yarım kalan hikâyeleri.

Sonu olmayan dosyalar,
cevapsız kalan sorular,
kapalı kalan vicdanlar…

Bir ülke, acılarını bu kadar hızlı unutuyorsa
oradaki felaketler de tesadüf değildir.

Çünkü çok net bir gerçek var:

Unutulan her olay, bir sonrakine davetiye çıkarıyor.