Bir çiftçi düşünün…
Doğayla, ekonomiyle ve ihmalle aynı anda mücadele eden bir üretici…

Bir çiftçi düşünün…
Sabah serasına girerken gökyüzüne bakıyor,
akşam çıkarken toprağına.

Ama artık ne iklim güven veriyor,
ne de toprak eskisi gibi umut…

Bu yıl altımızdan sel geçti,
üstümüzden yel
Arada kalan ise yine dar gelirli üretici oldu.

Doğa Değil, İhmal Vurdu

Sel bir doğa olayıdır,
fırtına da…

Ama felaket,
hazırlıksız yakalanmaktır.

Dere yatakları daraltılmış,
seralar plansız kurulmuş,
sigorta ya pahalı
ya da erişilmez,

Destekler ise
ya geç geliyor
ya da hiç…

Sonra bir gece ansızın yağan yağmur,
bir sabah ansızın esen rüzgâr
yılların emeğini
birkaç dakikada alıp götürüyor.

Ve yetkililer geliyor,
“Geçmiş olsun” diyor…

Ama geçmiş olmuyor.

Çiftçi Borçla Ayakta, Umutla Değil

Bugün çiftçi sadece doğayla değil,
ekonomiyle de savaşıyor.

Mazot pahalı,
gübre ateş pahası,
ilaç dövizle,
elektrik fatura değil,
sanki ceza

Ürün tarladayken ucuz,
pazara çıkınca lüks.

Üreten zarar ediyor,
aracı kazanıyor,
tüketici pahalıya alıyor.

Bu denklemde kazanan kim?

Kaybeden hep aynı:
Çiftçi.

“Bu Sene Artık Ekmeyeceğim” Diyenler Artıyor

En acı cümle artık şu:

“Bu sene ekmeyeceğim…”

Bu cümle sadece bir çiftçinin değil,
bir ülkenin geleceğinin alarmıdır.

Çünkü çiftçi ekmezse,
şehirde raflar dolar ama
fiyatlar düşmez.

Çiftçi üretmezse,
ithalat artar,
döviz gider,
bağımlılık büyür.

Çözüm Var Ama İrade Gerek

Çözüm var.
Ama kâğıtta değil,
sahada.

Afet öncesi önlem,
gerçekçi tarım sigortası,
girdi maliyetlerinde ciddi destek,
üreticiyi değil fırsatçıyı denetleyen bir sistem,
planlı üretim,
adil alım fiyatı…

Ve en önemlisi:
Çiftçiyi sadece afet zamanı hatırlamayan
bir anlayış.

Son Söz

Bu topraklar bereketlidir.
Ama bereket,
sahipsiz bırakılırsa
kurur gider.

Altımızdan sel geçti,
üstümüzden yel…

Ama hâlâ ayakta duran bir şey var:
Çiftçinin sabrı.

O sabır da taşarsa,
işte o zaman
hepimiz altında kalırız
vesselam…