İlkbaharın ilk ışıklarıyla güçlü bir dala tutunarak şımarık bir edayla salına salına büyüdüm serpildim. Etrafımda herkes benim gibiydi, bütün yapraklar şıkır şıkır oynaştık olduğumuz yerde. Rüzgarla dans ettik , yağmurla muhabbete doyduk, sabahın seher yeliyle gülümsedik, akşamın verdiği huzurla sessizce nefes alıp verdik. Böyle geçip gitti haftalar, temmuz ağustos bizim iyice gevşeyip her şeyi unuttuğumuz aylardı…
Onca zamandan sonra, geldiğim durum acıtıyor yüreğimi. Belki birazdan şiddetli bir rüzgar gelip, koparacak beni dalımdan. O savrulmayla nereye düşerim kim bilir? Belki bir kaldırıma ayaklar altına, belki bir su göletine, ya da bir başka ağaç dibine, kuytulara sığınacağım, ayaklar altında fark edilmeden ezilip geçilen bir sarı yaprak tanesi, yeniden doğma şansım hiç olmayacak, yeniden yaşamak yok artık bana. Hatıralarımla kendime işkence edeceğim. Yalnızlığın verdiği sancılarla kaybolup gideceğim. Beraberce gülüp oynadığım arkadaşlarımda başka yerlere dökülüp gitmiştir, herkes kendi derdinde şimdi. Mevsimler bazılarımıza hayat verirken, benim gibi anlık olanları da yok eder. Bu şans mı? Yoksa büyük bir şanssızlık mı? Neden böyle düşünüyorum? Tutunacak bir dalım kalmadığı için mi? Ya da o en güzel günlerimin kıymetini bilemediğim için mi? Bana göre geçen günlerin değerini bilemediğim için. Doğmak kadar ölmekte büyük bir gerçekti nasıl olsa, bunu öğrenmiştim büyüklerimden, görmüştüm son nefeslerini verenleri ve geri hiç dönmediklerini… Ah yine de deli dolu pervasızca yaşamışım, sevdiklerimi çok kolay kırmışım, bana ihtiyacı olan en yakınımda ki sevdiklerime uzak davranmışım sahi ben ne amaca hizmet etmiştim böyle. Bencillikle bir duvar örmüştüm kendime, ‘ben bilirim, ben söylerim son sözü’ inadıyla aslında bir örümcek ağına takılan sinek gibi tuzaklarda çırpındım. Kaybettiklerim yüzüme en acı halleriyle anlattılar bana bunu…
Sevgili okurlarım, bir ömrün değerini nasıl anlayabilirim düşüncesiyle sarı bir yaprak yerine koymaya çalıştım kendimi. Birkaç arkadaşıma sordum; ‘hayatında yapmak istediğin en önemli şey nedir? Ve cevaplar aklın yolu bir dedirtti. ‘ evler arabalar bağlar bahçeler beni ne kadar mutlu edebilir ki, hepsi bu dünyada kalacak, ama ben ötelerde de beraber olma şansım olan sevdiklerimle daha fazla vakit geçirmek isterdim’ dediler. İnsanoğlu aşa ekmeğe doyar fakat bir tek sevdiği insanlara doyamaz. Gönül ve fikir birliği olan bir dosta, arkadaşa, eşe, evlada doyulur mu? Yüreği güzel, sevgisini, şefkatini, sabrını esirgemeyen can’lara doyulur mu? Elbette hayır, bu saydığım güzelliklerden olmak zor değil, bilirsiniz mekanı hoş tutmakta, mahvetmekte yine bize bağlıdır. Mesela köylerde şehrin lüksü yoktur ama insanlar bir köy ortamında orda ki insanlardan gördüğü ilgiyi sıcaklığı bulduğu zaman gözüne hiç bir şey görünmez, hep orda kalmak isterler. Şehirde ışık çoktur, yaşamak kolaylaştırılmıştır fakat samimiyet yoktur. Ömrün son demlerinde bir sarı yaprak gibi hissetmemek dileğiyle.
Hayırlı huzurlu bereketli bir hayat yaşayalım hep birlikte, temennim tercihim bu yöndedir.teşekkürler, selam sevgi ve muhabbetle…
GİTTİ, HİÇ GELMEYECEK...
Umutlarım tükendi kalbim derinden sızlar
Bir yerlerde kaybolan bir şeyleri özler
Bir veda bir bekleyiş içimi yakan sözler
Gitti hiç gelmeyecek benden kopup gidenler...
Hep yanıldım hayatta bu nasıl zor bilene
Sürekli vazgeçtim dünya kalmaz gülene
Ayrılık şarkıları dolanmış zalim diline
Gitti hiç gelmeyecek benden kopup gidenler....
Hayallere karıştı istediğim bir çok şey
Avuttunuz yalanla hey süslü günlerim hey
Size kalsın gerisi istemem kuzey güney
Gitti hiç gelmeyecek benden kopup gidenler...
Kalabalık yüreğim yorgun düşer geceye
Hangi halim sığar ki cilve dolu heceye
Şulesiz isli ömrüm varılmaz neticeye
Gitti hiç gelmeyecek benden kopup gidenler...
Olmaz olası aklım yerinde çalışmadı
Korkunç çaresizliğe bir türlü alışmadı
Kar oldu boran oldu vuslata bulaşmadı
Gitti hiç gelmeyecek benden kopup gidenler...
HATİCE BOZKURT SARITAŞ.