Ruh, insana üflenen ilahi özdür.
O ne bedendir, ne düşünce, ne de geçici bir kimliktir. Ruh; varlığın aslı, hakikatin insandaki aynasıdır.

Hakikat nazarında ruh, yaratılmış olan her şeyden önce “bilme” halidir. Zamana sığmaz, şekle bürünmez, tanımlarla kuşatılamaz. O, Allah’ın “Ol” emrinin insandaki titreşimidir. Bedenin toprağa aitken, ruhun ise sonsuzluğa bir çağrıdır.

Fakat ruh, insanın bilme halinden dolayı unutandır. İnsan dünyaya geldiğinde ruh hatırlamayı değil, unutmayı öğrenir. İnsanın bu dünyadaki yolculuğu ise unutulan hakikatin yeniden hatırlanmasıdır. Her arayış, her iç çekiş, her sebepsiz özlem ruhun kaynağına dönme isteğidir.

Ruh, dışarıda aranacak bir şey değil, içte sessizce atan ilahi bir nefestir. Onu duyabilen kişi bilir ki; asıl hayat görünen değil, görünmeyenin farkına varıldığı andır.

Ruh, insanın Allah’a açılan kapısıdır.
Ve hakikat, o kapının içinden geçebilenler için görünür olur.

Senin de bu dünyada hatırlaman gereken sevgili dost; aslında sende hiçbir şeyin kısıtlı olmadığıdır. Çünkü sen o sonsuz ve sınırsız olana sende ki en özel parça ile bağlısın.

— Sibel İlgün