Siyasetin en büyük yanılgılarından biri, koltuğun insana güç verdiğine inanmaktır. Oysa gerçek tam tersidir. Koltuk, karakteri olmayanı büyütmez; sadece görünür kılar. Yetkin olmayanın eksikliğini ise daha da belirgin hale getirir.

Bugün ülkenin dört bir yanında aynı tabloyu görüyoruz. Makamına güvenenler, kendilerini dokunulmaz sanıyor. Eleştiriyi düşmanlık, hesap vermeyi zayıflık, halkın sesini ise rahatsız edici bir gürültü olarak görüyor. Gücün kaynağını millet değil, oturdukları makam zannediyorlar.

Oysa tarih, koltuğuna yaslananları değil; koltuğunu omuzlarında taşıyanları yazmıştır.

Makamlar, hizmet üretmek için vardır; kibir üretmek için değil. Yetki, millete rağmen kullanılacak bir ayrıcalık değil, millete karşı taşınacak ağır bir sorumluluktur. Ne var ki bu gerçek, çoğu zaman makam odalarının kalın kapıları ardında unutuluyor.

İktidar da muhalefet de aynı sınavla karşı karşıyadır. Çünkü koltuk, kimsenin tapulu malı değildir. Dün alkışlananlar bugün eleştirilebilir; bugün eleştirenler yarın aynı koltuğa oturduğunda aynı hataları yapabilir. Asıl mesele, hangi siyasi görüşten olduğunuz değil; elinize geçen yetkiyi nasıl kullandığınızdır.

Ne yazık ki siyaset, liyakatten çok sadakatin ödüllendirildiği bir zemine dönüştüğünde kurumlar zayıflar. Farklı düşünenler dışlanır, ehliyet geri plana itilir ve kamu yararı yerine kişisel ya da siyasi hesaplar öne çıkar. Böyle dönemlerde koltuklar büyür, devlet küçülür; unvanlar çoğalır, güven azalır.

Halkın hafızası ise sanıldığından daha güçlüdür. Kimlerin makamın arkasına saklandığını da, kimlerin makamı millete hizmet için kullandığını da unutmaz. Seçimler gelir geçer, görevler değişir, tabelalar yenilenir. Ama geriye tek bir soru kalır:

Bulunduğun makamdan güç mü aldın, yoksa o makama güç mü verdin?

İşte bütün mesele budur.

Çünkü bazıları, koltuğunu kaybettiği gün etkisini de kaybeder. Telefonları susar, kapıları kapanır, çevresi dağılır. Gücünün aslında kendisine değil, makamına ait olduğunu acı bir şekilde fark eder.

Bazıları ise görevinden ayrıldıktan sonra bile saygıyla anılır. Çünkü onların itibarı makamdan değil; dürüstlüklerinden, adaletlerinden ve geride bıraktıkları eserlerden beslenir.

Son söz şu olsun:

Bazıları oturduğu koltuktan güç alır…
Bazıları ise oturduğu koltuğa güç verir.

Tarih, koltuk sahiplerini değil; koltuğa itibar kazandıranları hatırlar.