DUYDUKLARIM 1

               Kumluca’nın iyi gazetecilere ihtiyacı var. Halkın arasında gezecek, başka yerleri görecek, Kumluca’nın insanına dönecek, tespit edilen sorunlara yöneticilerle birlikte çözümler arayıp bulacak. Bu çözüm önerilerini her ortamda, hiç kimseden korkmadan yüksek sesle söyleyebilecek gazetecilere.

               Kumluca’da vatandaş kendini ifade edebiliyor. Birikimi de var, kafası da çalışıyor. Ama bu becerileri enerjiye çevirecek ve o enerjiyi iyi yerlere yönlendirecek kişilere ihtiyaç var. Bu, siyasetçinin işidir. Bu, aydınların işidir. Bu, toplumun önüne düşecek sivil toplum önderlerinin işidir. Bu, gazetecilerin işidir.

               Ama ister aydın, ister siyasetçi, ister gazeteci… Herkesin desteğe, en azından bir aferine ihtiyacı var. İnsan dediğimiz yaratık, gazla çalışıyor. Gaz yoksa hareket de yok.     

               Zaman zaman çıkıp dolaşıyorum ve her yaştan, her meslekten, her görüşten kişilerle konuşuyorum. Onların hiçbir ön yargıya kapılmadan düşüncelerini, gözlemlerini, yaşantılarını benimle paylaşmaları hoşuma gidiyor. Böylece emeklilik denen sıkıcı ve boğucu ortamdan kurtuluyor, yenileniyorum. Bu durum zaman zaman düştüğüm umutsuzluk çukurundan çıkarıyor beni. Gençleşiyorum, dinçleşiyorum.

               Burada duyduklarımdan ve konuştuklarımdan söz edeceğim. Ama ad ve yer vermeyeceğim. Gerçi bazı kardeşlerimiz sorunu değil, sorundan söz edeni konuşmayı seviyor ve kafadan, “O da şucudur, bucudur” diye yaftalamaktan hoşlanıyor. Halbuki biz sorunumuzu konuşursak bu güzel kente daha çok hizmet ederiz.

               3 Eylül günü hastaneye gittim. Hastane inşaatının bir şirkete ihale edildiğini gazetede okumuştum. İnşaata başlanmış. İnşaat 700 gün içinde bitirilecekmiş. Krom adlı bir şirket inşaatı almış ve inşaat alanına ilk makineleri sokmuş. Alana önceden açılan ve önceki inşaat şirketi bıraktıktan sonra bozulan yolu genişletmişler. Beş katlı bir otopark ve dokuz katlı bir yeni bina yapılacak. Konuştuğumuz arkadaş yeni inşaatın standardının daha yüksek olacağını ve ihtiyaca daha iyi cevap vereceğini söyledi. “Eski bina da bir tadilattan geçirilebilir” dedi. Birine zeminin nasıl olduğunu sordum. Sorun olmadığını söyledi. Elektrik bağlanmasının biraz zaman alacağını da ekledi.  Çünkü bu ülkede mevzuat hazretleri gerçekten “hazret”tir. Keyfinin çatması zaman alır. En değerli şeyin zaman olmasına ve bu değerin git gide artmasına rağmen “Hökümatın işine… akıl ermez.”

                Konuştuğum arkadaşa dedim ki, “Biz bugünlere gecekondu kültüründen geldik. Gecekondu işinde ne hesap ne kitap yapılır. Önce tek odalı dört duvar yaparsınız. Sonra yanına bir mutfak çıkarsınız. Betondan olması bile gerekmez. Tenekeden de olur. Az ilerisine bir tuvalet çukuru kazar, bir eyyam da onunla idare edersiniz. Odanın üstü aksa da, mutfağın içine rüzgar girse de önemi yoktur. Başınızı sokacak bir çatı vardır ya!

               Bu kültür hesapsız ve kitapsızlığın uç noktasıdır. Rusların Kars’ı işgal ettikten sonra yaptıkları binalar, üzerinden yüz yıl geçmesine rağmen görenleri hayran bırakır. Bizim binalar ise 20-30 yıl sonra hiçbir ihtiyaca cevap veremeyecek hale gelir. Bir zamanlar milli eğitim bakanlığı okullar için tip projeler geliştirdi. Ama bu tip projeler yere ve zamana özel olmadığı için çoğu kısa sürede tükendi. İnşallah bu proje de öyle olmaz.”

               Belediyenin Hastanenin kantin sorununu çözüp çözmediğini de konuştuk. Daha doğrusu sorun çözülmemişti de neden çözülmediğini sordum. Kantini kiralayan kişinin iki yıllığına kiraladığını, sözleşmesinin 2021 yılı haziranında biteceğini. Kantini kiralayanın belediyeye sorunun çözülmesi için birçok kez gittiğini ama her seferinde eli boş döndüğünü söyledi. Ben de “Arkadaş bu belediye bir yandan eksikleri giderip bir yandan da hizmeti yürütemez mi?” dedim. Hastanenin yakınında alışveriş yapılabilecek bir yerin olmadığını, bu yanlışın hem kantin kiracısını, hem de ondan hizmet alacak vatandaşları mağdur ettiğini söyledim. “Seçim zamanlarında bir tek oy için dört dönen siyasetçinin tek bir vatandaşı bile mağdur etme lüksünün olmadığını” dile getirdim.

SOMSÖZ: İYİ DEMİŞ MİYİM?                                                                                                NOT: OKURSANIZ SÜRECEK.

YORUM EKLE