Kayalar! Kayalar! Ulu kayalar!
Nasıl durursunuz sarp yamaçlarda?
Kekliklerin sesi, sizi oyalar…
Tat gibi susmanın lezzeti orda…
Göğsünüzde binbir yılın hüznü var:
Kulaklarda böceklerin türküsü…
Koytaklarda çalılarla ağaçlar,
Yüzdeki çizgiler sizlerin süsü…
Dağlar mı sizdendir siz mi dağlardan?
Hangi dağa baksam doruğunda siz…
Acılar getirmiş eski çağlardan;
Yol yol olmuş acılarla sineniz…
Hanginize baksam engini gözler:
Kiminiz kıyıda, kiminiz dağda…
İçinden geldiği suları m’özler?
Çok ama çok eski, eski bir çağda…
Sarısı var, karası var, akı var...
Hepisi dağlarda bir doruk bekler.
Eteklerinde sis, üstte bulutlar;
Orda açar binbir renkli çiçekler…
Yiğitlere yataksınız ezelden;
Sizde kışlamaz mı çoban milleti?
Gelen giden mi var yabancı elden…
Nerden bulursunuz gücü kuvveti?
Binbir çeşit kuşa yuva oldunuz;
Kartallar, şahanlar sizde barındı…
Yok sizin başınız ve sonunuz;
Sizlere bakanın içi arındı…
Taş mı taş deyip de geçemiyor ki;
Deniz Hoca size bakar dinlenir…
Ovalar koyaklar sanki diyor ki;
“Yoruldukça dağa çıkar dinlenir…”
1 Mayıs 2026
Hüseyin DENİZ
Emekli edebiyat Öğretmeni
Next