Edebiyatta söze takla attıran kişilere “üslupçu” denir. Bizim edebiyatımızda da üslupçu kiler vardır. Edebiyatta kimi söyleyiş tarzı ile öne çıkar, kimi söyledikleriyle. Her ikisinin de müşterisi vardır. Edebiyat yapanlar genelde işin artistik yanı ile ilgilidir. Edebiyatı “lügat paralamak”tan ibaret sananlar da edebiyatı bunlarda görenlerdir.

Halbuki edebiyat, sanat olduğu kadar düşüncedir de. Janjanlı sözlerle düşünce boşluğunu kapatamazsınız. Öyle olsaydı, büyük yazarların düşünceleri bizim yolumuzu aydınlatan fener olur muydu? Öyle olsaydı Namık Kemal, Ziya Paşa ve Tevfik Fikret gibi kişilikler saman alevi gibi sönmez miydi? Yüz elli yıldan uzun zamandır bize yol gösterir miydi?

Elbette güzel söz söylemek de emek ister. Ama büyük düşünceler büyük kafalarda biçimlenir. Ve büyük düşünceler de kendi biçimlerini kendileri bulur. Bir ara gazeteler şiir sayfaları yapıyordu. Orada yayınlanan şiirler öyle sıradandı ki... Hiç yeni bir şey söylemiyorlardı. Elbette o sayfalar birçok şair için fidanlık görevini yapmıştır. Ama o kadar. Yayınlanan kitapların bile çoğu, zamanın eritici gücüne karşı gelemiyor.

Yeni şeyler söylemeyen hiçbir yazının ve şiirin hayatta kalma şansı yok. Şimdi bana, “Yav hocam! Sen de eski şeyler söylüyorsun. Öyleyse neden yazıyorsun? Kafa ütülüyorsun... Ütüleme!..” diyebilirsiniz.

Her insan tektir. Yaşama tarzı, düşünme tarzı, anlatma tarzı ile tek. Elbette başkalarının yaşantısı ile örtüşen yanlar olabilir. Ama hiçbir yazı bizi baştan sona etkilemez. Herkesin alacağı şey farklı olduğu gibi bir yazıda birkaç cümleden ibarettir. Velev ki bu yazı upuzun bir şey de olsa. Eskiden beri bizde hayatından kesitler anlatan öğretmenler itici gelmiştir. Hâlbuki bazı bilgileri kitaptan okuyarak da öğrenebilirsiniz. Ama öğretmenin hayatından verdiği kesit özeldir. Yaşanmıştır. Müzelerdeki eserlerin öteki eşyalardan farkı, yaşanmış bir olaya tanıklık etmiş olmasıdır. Dedenizin kullandığı bir eşya ya da bebeklik elbiseniz yeni gıcır eşyalarla bir olabilir mi?

Parlak sözler, keskin anlatım sizi yanıltmasın. “Ambalajı hoş, içi boş” olanlara itibar etmeyin! Makbul olan, düşüncedir. İnsanı ancak düşünce doyurur: Güzel düşünce.

SÖMSÖZ: HİÇBİR ŞEY DEĞİŞMESE BİLE İNSAN DEĞİŞMİŞTİR.

22 Mart 2026