Zaman zaman anlattığım şeylerin kişileri ilgilendirmediğini, üstelik de pek güzel anlatamadığımı düşünüyorum. Takipçi listem pek kalabalık değil. Dar listemin bile hepsinin yazılarımı okuyup bereketini arttırdığını sanmıyorum. “Okunmayacak yazıyı yazmak için emek harcamaya değer mi?” diye düşündüğüm de oluyor. Ben gene de “Kimse okumazsa ben okurum” deyip devam ediyorum. Devam ediyorum, çünkü bu benim yolum ve yolculuğum. Görüyorum, yürüyorum, yaşıyorum ve yazıyorum. Yani bir iz bırakıyorum.

Güzel olmayan yazıların da okunma hakkı vardır. Çünkü onlar bile okuyucuya yeni, yepyeni düşünceler ilham edebilir. Bir kişinin kimliğinde genetiğinin, yetiştiği çevrenin, yaşadıklarının, öğrendiklerinin... Hepsinin, hepsinin payı vardır. Bugün gün yüzüne çıkmasa bile gelecekte gün yüzüne çıkabilir.

Bir yörede bodur ağaçların, çalıların ve otların olması o yörenin kimliğine halel getirmez. Hiçbir şey olmazsa o kötüdür. Sesiyle, güzelliğiyle göz alıcı kuşlara, av hayvanlarına da gerek yok. Varsın serçe olsun!

Azgan dikenini bilir misiniz bilmem. Akdeniz kıyılarında yetişen bu dikenli çalı yılın 10 ayında bildiğimiz çalıdır. Dikenleri parmak gibi olur ki uzaktan gören bile korkar. Ama ilkbaharı bedeninde ilk hisseden de odur. Öyle göz alıcı bir çiçekler açar ki ağzınız açık kalır. Bir ay içinde çiçekler tohuma döner ve ağaç bir çalı olur. Bekler durur ondan sonra. Dallarının arasında serçe bile barınamaz. Sadece rüzgar geçer.

Ama ormanın süsüdür. Onun sayesinde altın sarısını, mersin yaprağının kokusunu, dağ otlarını daha iyi fark ederiz.

Güzel bulsanız da bulmasanız da ben yazmaya devam edeceğim.

SOMSÖZ: ÇİÇEK YETİŞTİREMİYORSAN, DİKENLİ ÇALI DİK!

15 Şubat 2026