Bir abimiz Soyadı Yasası çıkınca nüfus memurlarının eline bir kitapçık verildiğini, bu kitapçıkta 6 bin sözcük olduğunu, bu yüzden de aynı köyde bile aynı soyadını taşıyan farklı sülaleler olduğunu söylemişti.

Türkçe şiirlerin temeli olan türkülere baktığımız zaman sözcük uyaklarının çok fazla olmadığını fark ediyoruz. Dağ-bağ-yağ, dil-gül-bel-sel, dol-sol-kol gibi dilde kullanılma sıklığı yüksek olan sözcükler. Ya da ozanlar yabancı sözcüklerden uyaklar oluşturarak bu sorunu aşmaya çalışıyor. Özellikle de tekke ozanları.

Elbette halk şiirinde sözcüklerin çok çeşitli olmasını beklemiyoruz. Çünkü halktan kişilerin söz dağarcığı sınırlıdır. Bunların bir kısmı da yereldir.

Zaman zaman uyak ve düşünce ışıltıları olsa da halk şiirinde bu geneldir. Özdemir Sarıca ve Mahir Ünlü, liseler için yazdıkları Edebiyat ders kitabında halk edebiyatında yarım ve zengin uyaklar kullanıldığını belirtirler. Doğrudur. Bazen öyle çeşitli sözcük karmaları (kombinasyon) yapılıyor ki insan şaşıp kalıyor. Dostumuz Cemal Kurnaz o uyakların bazılarına “Fincanın etrafı yeşil/ İçinde kahve pişir” dizesinden yola çıkarak “yeşil uyak” demişti.

Aynı kısırlık ve pırıltılar ozan edebiyatında da karşımıza çıkıyor. Ama ne yapsınlar ki ellerindeki malzeme sınırlıdır. Günümüzdeki Türkçe, ozanlara da geniş olanaklar sunuyor. Arkadaşlarımız Dursun Kepçe ve Ekrem Kılınç bu olanaklardan olabildiğince yararlanıyor ve güzel şiirler yazıyor. Aynı durum öteki ozanlar için de geçerli. Cumhuriyet’ten sonra biçimlenen Türkçe, yetenekli ozanların elinde güzel ürünler veriyor. Sadece düşünce olarak değil, çeşitlendirilerek uyaklanmış sözcükler ve ekler de Türkçemizin gücünü ve güzelliğini katlıyor. Sözgelimi Dursun Kepçe’nin bazı şiirlerinde kullandığı cinaslı uyaklar baldan tatlı etkiler yaratıyor. Bazen Ekrem hocamız yöresel sözcükler kullanıyor ki onların aroması en güzel meyvelerde yok. Bunlar Türkçeye eklenmiş baharatlar gibi hem rayiha, hem de şifa verecektir.

En güzel imbatlar hazanda eser

Gönül sevdalanır ela göz üzre

Dil bukağılanır yürekler susar

Ak pürçekler goncalanır naz üzre

En güzel imbatlar hazanda eser

**

Sonalar gezinir kalp gözesinde

**

Açtık perdeleri büyük utkuyla

**

Yukarıya aldığımız metni Ekrem Hoca’mızın “Hazan ve Biz” adlı şiirinden rastgele seçtik. Değişik sözcüklerin altını çizdik. Şiirde burada altını çizdiğimiz sözcükler gibi birçok sözcük var. Bu sözcükler metinlerde kullanıla kullanıla güzelleşecek. Tıpkı mücevherlerdeki taşlar gibi. Şimdilik anlamları zihnimizde yeterince açık değil. Ama sesleri Türkçenin hakiki tınısı. Kullanıldığı sürece bu sözcükler yeni anlamlar da kazanacak. Türkçemiz böyle böyle serpiliyor.

Derviş hemen kınamaz

Gayrısını sınamaz

Böyle tam olur namaz

**

Dursun, ağır yüktesin

O yükü köpek yesin

Hâlâ “ben” demektesin

**

Bu dizeler ise Dursun Kepçe Hoca’nın “Sen Derviş Olamazsın 2” adlı şiirinden rastgele seçildi. Aslında bu şiirler ve öteki şiirler masaya yatırılıp uzun uzun incelenmesi gereken şiirler. Ama biz burada yerimiz ve hitap ettiğimiz kitleler açısından az örnekle yetiniyoruz. Ve konuyu uzmanlara havale ediyoruz. Konu kitap veya bir tebliğ boyunda incelenmesi gereken bir konudur.

Umarım iletimiz kafalarda bir soru işareti oluşturur ve bu konuya el atılır.

SOMSÖZ: TÜRKÇE ZENGİNLEŞİRSE TÜRKİYE DE ZENGİNLEŞİR.

16 Mart 2026