Milliyetçilik adına ileri sürülen her düşünceye “ırkçılık” yaftasını yapıştırıp faşizm çığlıklarıyla baltalarını bileyenler var. Bu ülkede ne Atatürk, ne de ondan sonra milliyetçilik düşüncesini bayrak edinenler açık seçik ırkçılık yapmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’nın ve Hitler’in rüzgarıyla bir ara ırkçılığa doğru dümen kıranlar olduysa da bu rüzgar kısa sürmüş, ırkçılık da İkinci Dünya Savaşı ile birlikte son bulmuştur.

1911’de ortaya çıkan Genç Kalemler, milli bir dil istiyorlardı. Türkçe’yi Arapça ve Farsça’nın etkisinden kurtarıp kendi ayakları üzerinde durabilen işlenmiş bir dil haline getirmek gibi bir iddiaları vardı. Cumhuriyet döneminde Atatürk’ün konuya gösterdiği yakın ilgi ve şairlerin, yazarların çabaları sayesinde dilimiz epey sadeleşmiş ve zenginleşmişti.

Atatürk’ün Türk tarihi ve kültürü ile ilgili yaptığı çalışmalar bazılarının onu ırkçı olarak nitelendirmesine yol açmıştır. Zaten olaylara akıl gözlüğüyle değil atın gözlüğüyle yaklaşan herkes her davranışı, her sözü akıl dışı yorumlarla anlar. Bazı insanların milliyetçiyim diyen herkesi Faşist, Sosyal demokratım diyen herkesi Komünist, dindarım diyen herkesi yobaz softa olarak etiketlemesi gibi. Ama Atatürk’ün de söylemi Türk milliyetçiliğinin kültürel bir zemine oturtulmaya çalışıldığını gösterir.

1970’li yılların başında CKMP’den dönüşen MHP bile saf ırk iddiasında olmamıştır. Ama onun çeşitli nedenlerle savunmaya geçip bu savunmayı da sadece düşünce bazında bırakmaması, kaba güce itibar etmesi, solcuların milliyetçilik ile Almanya’daki Faşizm arasında ortaklık görmesine neden oldu.

Ülkemiz bir imparatorluk bakiyesidir. Bu yüzden geçmişte Balkanlardan ve Kafkaslardan önemli miktarda göç almıştır. Geçmişte Türk devletlerinden ve Rusya’dan da göçüp gelenleri bağrımıza basmışız. Ülke içinde Ermeniler, Yahudiler, Kürtler, Arap uşağı denen Arap asıllı insanlar Yezidi ve Süryani inancına mensup kişiler, Yörükler ve Türkmenler… Kısaca her boydan her inançtan insan bu ülkeyi son kale olarak kabul etmiştir. Bazılarının yurt dışında devletleri olsa bile onların memleketi burasıdır. İstanbul eski birkaç imparatorluğa başkentlik yaptığı için dünyadaki her milletten, her renkten, her inançtan insanı barındırmaktadır.

Cumhuriyeti kuran Atatürk, o zamanlar başka ülkelerde ırkçılık tamtamları çalmasına rağmen “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkes Türk’tür” diye kestirip atmıştır. Başka bir şey diyebilir miydi? Her anlayıştan insanın harmanlandığı Türkiye gibi bir ülkede aklın yolu budur. Çünkü hiç kimsenin 32 kuşak Türk ırkından olduğunu iddia etme lüksü yoktur. Kaldı ki hepimiz Ermeni, Yahudi, Kürt ya da Arap olabiliriz. Irkını ya da inancını seçmek kimin elindedir? Hiç kimsenin.

Bugüne kadar konuştuğum hiçbir kişi Yörük veya Türkmen kimliği yüzünden öğünmediği gibi hiç kimse de Kürt, Tatar ya da Yahudi olduğu için eziklik duyduğunu söylemedi. Başka uluslardan olanı yeren de görmedim. Bazı politik kişiler yöneticileri veya başka kentlerden insanları itip kakmak istiyorlarsa da onlara itibar edilmez. Alevi veya Yörüklerle ilgili toplantılarda siyasilerin rant devşirmek için onların ağzına bal çalmak amaçlı “Siz yiğitsiniz, siz aslansınız” gibi sözler sarf ettiklerini görürüz. Ama o sözlere ancak akıldan yana yaya olanlar itibar eder. Onlara politikacı ağzı denir.

Nasıl her tarikat kendinin daha inançlı, daha samimi olduğunu iddia ediyorsa politikacılar da karşısına çıkan herkesin ağzına bir parmak bal çalıp gönderir.

Irkçılık, ancak bitkiler ve hayvanlarda var.

SOMSÖZ: IRKÇI İNSAN, SAPIK İNSAN. ÖZELLİKLE ÜLKEMİZDE…