Biz edebiyat öğretmenleri genelde kompozisyonun nasıl yazılacağını öğretmeden kompozisyon yazdırırız. Bu da çocukları yılgın yapar. Daha da kötüsü var: Kompozisyon yazılısının konusunu sürpriz yaparız ki yazan yazamayan belli olsun. Hayatta böyle bir şey var mı? mesleğin son zamanlarında konuyu önceden verdim. Araştırın, tartışın, gerekirse birkaç ön çalışma yapıp öyle gelin dedim. Tabii bizim 20 küsur yıl gitti.
Kompozisyon yazmak da önce taklitle başlamalıdır. Yani çocuk beğendiği yazarın yazısını kopye etmeli. Bunun hiçbir mahsuru yoktur. Daha sonra istediği yazıyı bozup yapmalı. Yani öykü ise bir de kendisi yazmalı. Düşünce yazısı ise değiştirerek yeniden yazmalı. Bu konuda çocukları sıkıp yıldırmak yerine serbest bırakıp sevdirmeye çalışmalı. Herkes yazar olamaz. Öğrencilerden bir kısmı meramını anlatacak kadar yazsın yeter. Her sınıftan yılda bir öğrenci yetişse dünya dolusu yazarımız olur. Yazar olmak karmaşık bir olaydır. Çocuk eğer yılgın olmazsa bugün yazmaz yarın yazar. On yıl sonra yazar. Ama yılarsa ne zaman yazmak istese elinden kalem düşer.
Yazsın da ne yazarsa yazsın çocuklar. Eskiler “çalakalem” derdi. Yazdıkları her yazıya ödül vermek de bir yöntemdir. Tabii yetenekliyse.
Ortaokulda Türkçe derslerine girdiğim zaman bir fıkra anlatır, onu anlatmalarını isterdim. 3 paragraflık bir fikir yazısı istediğim zaman çocuklar kolaya sapar, kitptan bulup yazarlardı ama olsun. Yıldırmamaya çalıştım ya siz ona bakın.
İster veli ister öğretmen, çocuklara hedefler göstermek gerekir. Tembellik etmeden yazdıklarını okumalı ve bol keseden aferin de vermeli. Benim yaşım 70’e dayandı, hâlâ aferin bekliyorum. Bu beklenti, gençlerde daha çoktur.
Şiir yazmak eskiden zordu. Mürekkep yalamış olacaksınız, aruz bileceksiniz ya da hece ölçüsü ile yazacaksınız. Günümüzde şiirde ölçü ve uyak kalmadı. Böyle olunca herkes şiir yazıyor. Varsın bizim çocuklar da yazsın. Bu işler basamak basamaktır. Bir süre sonra yazdığı şiirleri beğenmeyip yakacaktır. Olsun. Şiir heveslileri eskiden de vardı. Onlar da şiirlerini usta ozanlara okur, onlardan aferin beklerdi. Sözün güzelliği tarzında değil, içeriğindedir. Üstelik bugün güzel sayılmayan söz, yarın duvarlara asılır. Çünkü güzellik anlayışı, değişkendir.
Bazıları edebiyata içi boş sözler gözüyle bakar. Halk arasında bunun adı malayaniliktir. Ama ansiklopedi karıştıranlar bilir, tarihe geçmiş insanların en az yarısı yazan ya da ozandır. Hem de ansiklopediler bunlara sayfalar ayırır.
Yazıyı biraz uzattığımızın farkındayız. Bir anekdotla bitirelim: Şair olmak isteyen biri yazdığı şiirleri uşağı ile zamanın usta bir şairine gönderir. Usta şair uşağa, “Efendine söyle! Biraz perhiz yapsın!” der. Tabii bizim şiir meraklısı tam bir ham halattır. Bu söz üzerine sıkı bir perhize başlar ve şiir yazmaya da devam eder. Aradan bir müddet geçer. Ustaya şiirlerini tekrar gönderir. Usta gene uşağa, “Efendine söyle! Biraz perhiz yapsın!” der. Bizimki perhizi sıkılaştırır, şiir yazmaya da devam eder. Ama öyle isteklidir ki yazdığı bir şiiri ustaya tekrar yollar. Ustanın tepesi atar ve uşağa, “Oğlum dediklerimi efendine söylemiyor musun? Neden perhiz yapmıyor?” deyince uşak, “Efendime söylüyorum. Efendim siz söyler söylemez perhize başladı. Öyle bir perhiz yaptı ki iğneden ipliğe döndü...” cevabını verir. Usta da taşı gediğine koyar: “Öyleyse bu herzeleri kim kusuyor?”
SOMSÖZ: SANAT, UZUN VE ÇİLELİ BİR YOLDUR; SEVMEDEN YÜRÜYEN, YORULUR.
13 Mart 2026, Kumluca