Televizyon kanallarında yayınlanan filmleri görüyor musunuz? Televizyonlar tam bir uyuşturucu oldu. Eskiden kanallarda sağcı ve solcu yönetmenler vardı. Eskiden sağcı ve solcu senaryo yazarları vardı. Çeşitli filmler yayınlanırdı kanallarda. Orada ultra zenginler de vardı günü birlik yaşayanlar da. Orada komedi de vardı trajedi de. Orada dibine kadar doğa da vardı dişe diş mücadeleler de.

Şimdi…

Şimdi sadece ultra zenginlerin hayatlarından kesitler var. Orada hiç yerli arabaya binen var mı? Yok. Orada hiçbir toplumsal olay var mı? Hâşâ. Orada hiç geçim sıkıntısı çeken var mı? Ne gezer?... Varsa yoksa zenginlerin aşkları. Başka? Bir de kimin eli kimin cebinde programları… Kim kimi öldürmüş, kim kiminle yatmış, kim kimi kaçırmış?

Filmlerde Türkiye’nin hiçbir sorunu yok. Eğitim, kadın cinayetleri, sağlık sorunları, tarım ve hayvancılığımızın sorunları, çarşı pazar. Ne bir üniversite tanıtımı var, ne de yeni bir teknoloji. Yeni teknoloji ile ilgili haberlerden çok magazin haberleri. Haber kanalları izleyiciyi bilgilendirmekten çok maniple etme peşinde.

Özellikle TRT ve hükümet şürekası kanallarda tarihi diziler var. Onlarda da bolca hamaset. Öyle ki iki bölümünü izlediniz mi içiniz dışınız hamaset kesiliyor. Kıbrıs Savaşından bu yana içi dışı hamaset olan bir kişi olarak gına geldi bana.

Hamaset, tadında olursa iyidir. Ama bizim gibi bir üçüncü dünya ülkesini boğar. Hamaset edebiyatına bakan ağzı açık ayran budalaları ülkemizin bütün sorunlarını çözdüğümüzü sanır. Vağ mı öyle bişey? Yok. Borç içinde yüzüyoruz. Topraklarımız işlenmiyor, insanlarımız dışarıda yaşamak için aş eriyor. Ülkemiz sürekli dış düşmanların tehditleriyle çalkalanıyor. Deprem, sel, çevre kirliliği gibi doğal afetlerin tehditleri bizi çok etkiliyor.

“Sürekli atalarıyla öğünenler sarımsak soğan gibi bitkilere benzer: Değerli yerleri hep toprak altındadır” diyor bir söz. Atalarımız değerli insanlardı. Ama onların bugünümüze de yarınımıza da bir yararı yok. Yarınlar bizim emeklerimizle kurulacak. Bu yüzden bize geçmişle öğünmek değil, gelecekle ilgili vizyonlar lazım.

Bir zamanlar Kumluca’ya gelen Akdeniz Üniversitesi rektörü Prof. Dr. İsrafil Kurtcephe “Yabancılar uzayı parselliyor, üniversite olarak bu yarışta biz de varız” demişti. Türkiye’de ve Akdeniz Üniversitesi’nde bu konudaki iddialar sürüyor mu bilmiyoruz.

Sinemamız, dizilerimiz, televizyon ve radyo programlarımız bizi geçmişe bağlamak yerine bize uzaklara bakmayı öğretmelidir. Öğretmenlerimiz, imamlarımız, siyasetçilerimiz, velilerimiz… Bize ayaklarımıza bakmayı değil, yıldızlara bakmayı öğretmelidir.

SOMSÖZ: GERİYE BAKANLAR, İLERİYE BAKANLARIN ARDINDAN GİDERLER.