İstanbul’da kitapçıları dolaşırken “Bazı Sözcükler Güzeldir” adlı bir kitaba rastlamıştım. Kitabı azıcık karıştırdım. İçinde bazı sözcüklerin anlamlarıyla ilgili yazarın görüşleri vardı. Bu sözcüklerin bazıları eskimişti. “Demek ki yazarımız dalında kurumuş sözcükleri seviyor” diye düşünmüştüm.

Bir şair arkadaşım var. Bu arkadaşım eski sözcükleri kullanmaktan büyük keyif alıyor. Elbette tercihine saygı duymak borcumuzdur. Ama hepimiz farklı coğrafyaları sevmemize rağmen asıl yurdumuz Türkiye’dir. Dönüp dolaşıp geleceğimiz yer, yoksul da olsa, kurak veya batak da olsa Türkiye.

Cemil Meriç dolu, dopdolu bir aydınımızdır. Ama çetrefil dili yüzünden gençlerimiz kendisine ulaşmakta zorlanmaktadır. Demek ki dilimiz bizi bağlıyor.

Servet-i Fünun yazarları ve şairleri Türkçeyi ezgi bakımından yoksul sayarlarmış. Bu yüzden Arapların ve Acemlerin bile kullanmadığı sözcükleri sözlüklerden bulup kullanmışlar. Bugün onların şiirlerini ve yazılarını okumak için epey sözlük karıştırmak gerekir.

Ben Türkçenin en güzel konuşulduğu bir boya mensubum. Türkçe ile ilgili bildiklerimin çoğu bu obanın ağzına aittir. Umuyorum Anadolu’dan gelip kalem oynatmaya kalkan bütün yazar ve şairlerin birleştiği nokta Türkçenin bayrağını yukarılara, daha yukarılara taşımaktır.

Bütün bunlar bir yana ben “koruk” sözcüğüne takıldım. TDK’nın sözlüğünde “olgunlaşmamış üzüm” olarak geçiyorsa da bizim yöremizde (Bozyazı/Mersin) koruk, “olgunlaşmamış meyve” anlamında kullanılmaktadır. Sadece üzüm değil, dut, erik, elma, armut, muşmula, şeftali gibi meyvelerin olgunlaşmamışına da “koruk” denmektedir.

“Koruk,” yemeklere ekşi tat vermek için Ege bölgesinde kullanılan olgunlaşmamış üzümün suyu imiş. Bir de “kaya koruğu” sözü var ki kayalarda yetişen özel bir ottur. Meze ve turşu yapımında kullanılan, ekşimsi bir ot.

Koruk denince benim ağzıma bu meyvelerin koruk tadı doluverdi. Sözcüklerin anlamları biraz da bizim yaşantılarımızla onlara yüklediğimiz özel anılardan ibarettir. Benim de koruk denince çocukluğumda iştahla kemirdiğim şeftali, can erik, elma ve muşmulalar gelmektedir. Ne “ham” sözcüğü, ne de “olmamış” sözcüğü o sözcüğün tadını ve yoğunluğunu verebilir.

Elbette olgun bir meyvenin lezzeti, kokusu, rengi muhteşemdir. Ama sevenler için koruk meyvenin de kendine göre birçok albenisi var. Sebzeler için taze denen bu lezzetler bazılarında insanın başını döndürür. Biz çocukluğumuzda çakır domatesleri, fasulyeyi, bamyayı çiğ de yerdik. Dalından koparılan salatalık hem kütür kütürdür hem de bakir bir tadı vardır. Bu lezzet öyle bir şeydir ki bir ısırıkta insanı gençliğine, çocukluğuna götürür.

Arkadaşımla bu konuda görüşürken o “ebemkuşağı,” Arapça alaim-ü’ssema’dan bozma “eleğimsağma”yı hatırladı. Eski kadınların bellerindeki üç etek üzerine kuşandıkları tarabolus kuşağı bilenler için genel kullanımdaki “gökkuşağı” tam bir “ebemkuşağı”dır.

Tabii bunları şimdiki testle eğitilip tostla beslenen çocuklar değil, bizim kuşak bilir. Belki onlara bunlar çok komik gelecektir.

Belleğimizin şifresi sözcüklerdir.

SOMSÖZ: SÖZCÜKLERİN DE TADI, KOKUSU, RENGİ, LEZZETİ VAR.