Türküleri dinliyorum. Bu türkülerde ülkem sadece kentler olarak var. O da kentleri kutsayan sözler değil. Halbuki bir yurt dağlarıyla, ırmaklarıyla, insanlarıyla güzel. Bizim türkülerimizde bunlar yok. Karadeniz’de Sisdağı, Kayseri’de Everek dağı var. Başka? Yok. Neden? Irmaklarımızdan Kızılırmak Aşık Veysel’de can alan bir katil olarak karşımıza çıkıyor. Başka? Yok. Nerede Dicle’nin, Yeşilırmak’ın, Menderes’in güzel yanları? Üç yanı denizle çevrili olan yurdumun türkülerinde deniz de yok. Nerede Ağrı dağı, Süphan dağı? Nerede bizden çıkıp başka ülkeleri de besleyen Fırat Dicle ve Aras ırmakları?
Diyebilirsiniz ki “Türkü formunda bunlardan söz edilmez.” Sinemamız ve edebiyatımız Anadolu’yu çok mu işliyor sanki? Edebiyatımız Anadolu’ya açılalı yüz yıl oldu. Gel gelelim Anadolu’da geçen eserimiz çok az. Varsa yoksa İstanbul. Köy Enstitülü yazarlar ve ozanlar olmasa onlar da olmayacak. Dizi piyasasına bakanlar Anadolu denince doğudaki ağalık düzeninin işlendiğini görecekler. Bu, bir çeşit körlüktür. Nerede olayların denizde geçtiği “Denizin Kanı, Aganta Burina Burinata” türünden diziler. Ülkede yoksulluk mu kalktı da yoksulları izleyen bir dizi ya da film yok.
Varsa yoksa yemek programları ve yarışlar, magazin ve futbol.
Bazen belgesel izliyorum. Adamlar bir hayvanı tanıtmak için günlerini aylarını vermiş. Bir denizi bir gölü, bir tek bitkiyi görmek için bir misyoner edasıyla çalışmış. Var mı bizde öyle kişiler? Hiç sanmıyorum. Her şey masa başında. “Hap yap, para kap” mantığıyla çalışmalar. Ya da “İşi bileceksin, işe gitmeyeceksin; sorarlarsa ‘İşten geliyorum’ diyeceksin.
Aslında eleştirmeyi hiç sevmiyorum. Ama bizde “zora talip olmak” yok. Böyle olunca da “Biz adam olmayız” diyenlere hak veriyorum. Bu yolun sonu yoksulluktur. Bu yolun sonu sevgisizliktir. Bu yolun sonu yoktur.
SOMSÖZ: AH! VAH!