Birçok dost, uzun yaşamak istiyor. Tabii sağlıklı yaşamak da önemli. Ama insanlar mezar taşlarına bakarak ömre değer biçtikleri için herkes uzun yaşamak istiyor.
Uzun yaşamak, sağlıklı ve kaliteli yaşamaktır. Bir şey üretmeden, kendisine ve çevresine yük olarak yaşamak uzun yaşamak sayılmalı mı? İnsan gölgesinden korkmaya başladı mı yaşamanın çok bir anlamı var mı?
Uzun yaşamayı yıllarla gösterenler olduğu gibi üreterek yaşamak gösterenler de az değil. Sözgelimi Ömer Seyfettin 36 yıllık yaşamına o kadar çok yazı sığdırmıştır ki Türkçeyi dirilten de Türk öykücülüğünü yaygınlaştıran da odur diyebiliriz. Üstelik bu hayatı cephede ve bir kısmı esaret ile geçmiş. Atatürk 57 yıllık yaşamına birçok zaferler ve devlet kuruculuğu gibi bir görev sığdırmış. Kısacık ömründe dillerde dolaşan birçok besteyi yapan, zihnimizi aydınlatan birçok güzel düşünceyi yazıp yayınlayan kişileri ne yapalım? Bu insanlar az mı yaşamışlardır çok mu?
Uzun yaşamayı varlık içinde yaşamak olarak anlayan kişiler de var.
Uzun yaşamak zamanla değil, keyifle ölçülmeli. İnsan istediğini yiyerek, istediği yerleri görerek, istediği işleri yaparak yaşamalı. Yani keyifli yaşayarak geçen zaman tam olarak yaşanmış sayılmalı.
“Ömür bir göz açıp kapayıncaya kadar geçiverdi” diye yakınanlar yaşamayı sürekli erteleyip duranlardır bence. Başkaları için, başkalarının istediği gibi yaşamak da bir tercihtir. Eğer bunu isteyerek yapmışsanız ne mutlu size. Ama yaşamayı erteleyip dururken birden hastalık ya da ölüm yakanıza yapışmışsa eyvah eyvah.
Kartal akbabaya konuk gider. Akbaba konuğuna kokmuş et ikram eder. Akbaba kartala konuk olunca kartal uçar ve bir av yakalar gelir, ikram eder. Karınlarını doyurduktan sonra akbaba “Benim gibi yüz yıl yaşamaktansa, böyle on yıl yaşamak daha iyi” der.
SOMSÖZ: GÖNLÜNÜZCE YAŞAYIN!!