Sanırım 30 yıl kadar önce idi. Okulumuzun teftişine yaşlı bir müfettiş gelmiş, toplantıda “Biz güzel insanlar yetiştirmek istiyoruz” demişti. Güzel insanı da “dürüst ve çalışkan kişiler” olarak belirtmişti. Olayın üstünden en az 30 koca yıl geçti. Neredeyse bir ömür. Milli eğitimin yetiştirmek istediği insan modeli değişti mi, toplumun beklediği birey modeli güncellendi mi bilmiyorum.
O zamanlar ben de gençtim ve bu deyiş çok hoşuma gitmişti. Ama artık ben güzel kişiler değil, akıllı kişiler istiyorum. Çünkü o zamandan bu yana akıllı binalar, akıllı kentler, akıllı telefonlar, akıllı saatler çıktı. İnternet herkesin cebine kadar girdi. Yapay zeka ise hepsine tüy dikti. Bu kadar akıllının arasında insan, ne kadar güzel olursa olsun akıllı değilse çekilmiyor.
İnsan akılsız olursa kentler de binalar da akıllı olsa, bu insanlar en akıllı araçları da kullansa bir türlü huzura ve refaha kavuşamıyoruz. Devlet 90 bin kilometre duble (akıllı) yol yapmış, bu yolları bariyerlerle korunaklı hale getirmiş. Mühendisler ve araç üretenler kazayı azaltan sensörlü araçlar üretmiş. Yerleşim yerlerinde kaldırımlar yapılmış, bisiklet yolları ayrılmış, sinyalizasyon sistemleri iyileşmiş. Buna rağmen trafik kazalarında ön sıralarda yer alıyoruz.
Büyükşehir belediyeleri en uçtaki köylere varıncaya kadar çöpleri alıyor. Buna rağmen mahalleler leş gibi. Hava kirli, su kirli, toprak kirli, görüntüler kirli... Gel gelelim kimsenin umurunda değil.
Akıllı telefonlar sayesinde bilgiler ışık hızıyla yayılıyor, herkes bu bilgileri oburca tüketiyor. Ama kadınları yaralamakta ve öldürmekte bir beis görmüyoruz. Televizyon kanallarında derdimize derman olacak programlar değil, kıytırık yarış programları ve kadın programları izlenme rekoru kırıyor. İnsanımız kendi iç dünyasını ve kafasını zenginleştiren videoları değil, dedikodu ve magazin videolarını izliyor.
Trafikteki ve hastalıklar karşısındaki tutumumuz tam anlamıyla “Bana bir şey olmaz” tutumu. Yani aklı değil, kaderi öne çıkaran mantık. Allah bizi korur. Biz Türk’üz, korkmayız. Biz Müslüman’ız, Allah’ın sevgili kuluyuz. Bir terbiyesize karşı koyamıyorsak, kaçmayı aklımıza da getirmiyoruz. Elimiz kolumuz bağlı sonucu bekliyoruz.
Hele doğru bildiğimizi söylemekten öyle korkuyoruz ki gün utanmazın oluyor.
Dinimizi hurafeler, batıl inançlar sarmış, okullarımızda bu inançlar dikte ediliyor. Aklını kullanmak öğretilmiyor. İnsanlığın bugüne kadar elde ettiği bilgiler ıskalanıp bin yıl önceki bilgiler kutsanıyor. Sonra da öteki milletlerle yarışta üstün çıkacağımıza inanılıyor.
Eğri oturup doğru konuşmak gerekirse bunlar akıllı bireylerin oluşturduğu bir toplumda olağan şeyler mi?
“Güzel insan”ı biraz açacak olursak “kendisinden herkesin emin olduğu, ondan kimseye zarar gelmeyecek olan, kendi işinde gücünde insan” diyebiliriz. Çoğumuzun hayalindeki güzel insanın kimseye zararı yoktur. Ama yararı da yoktur. Kendi kendine yetmesi kafidir.
Akıllı insan ise hem kendisine hem de çevresine yararlı olmalıdır. Yani aklın gereğini yapmalıdır. Çevre kirliliği herkesi hasta ediyor. Öyleyse akıllı insan çevrenin kirletilmesine karşı çıkmalı, kendisi kirletmediği gibi kirletenlere diliyle, eliyle engel olmalıdır. Trafik kurallarına uyulmaması herkesin zararına mı? Öyleyse hem bu kurallara uymalı, hem de uyulması için öncelik (inisiyatif) almalıdır. Keyfi yönetim toplumun zararınaysa bu konuda bir şeyler yapmalıdır.
Yukarıda söylediğimiz kurallar ışığında Atatürk ve peygamberimiz Hz. Muhammet güzel insan mıdır akıllı insan mı? Bence ikisi de akıllı insandır. Çünkü ömürlerini toplumu değiştirmek, iyiye ve güzele yöneltmek için harcamışlardır. Ansiklopediler böyle güzel insanların yaşamöyküleri ile doludur.
SOMSÖZ: İYİ İNSAN, AKILLI İNSANDIR.
2 Mart 2026