Olayı anlattım mı bilmem: Tarsus Belediye Başkanı, pazaryerindeki dükkânları kiralamak ister. Dükkânlar aslında Hatay ve Adana’daki kartellerin elindedir. Başkan yasaya uyacaktır uymasına. Ama ister ki dükkânları Tarsus çevresinden kişilerin kiralasın. Sağa sola haber uçurur. Der ki “Bu dükkânları yöremizin insanı kiralasın, istemezse kendi çalıştırmasın, kiraya versin.” İhale günü gelir, ama ihaleye yöreden kimsecikler katılmaz. Başkan düşüncesini yeterince anlatamadığını düşünür. İhaleyi yeniler. Yenilerken de çevredeki kişileri sıkılar. “Aman der, ihale yabancılarda kalmasın!” Bu sefer de yöreden katılan olmayınca çarnaçar ihaleyi isteyene verir.

Öteleri bilmem de Adana’dan İzmir’e kadar yöremizde yaşayan Yörük ve Türkmen tayfasının ticarete şaşı baktığını görmemek için kör olmak gerek. Bu durum bize eskiden miras kalmış bir gelenek. Osmanlı zamanında Türkler asker, çoban ve çiftçilik yapmış; esnaf ve sanatkarlığı Rum, Ermeni ve Yahudilere terk etmişlerdi. Bizim Anamur’da yakın zamana kadar ticaret, Ermeneklilerin tekelindeydi. Anamur’un büyük tecirleri halen Ermeneklidir. Antalya’da Akseki ve Elmalı’nın insanı ticarete yatkın olarak kabul edilmiş ve öteki bölgelerde yaşayan kişiler özellikle ticaretten ve sanattan uzak durmuştur. Anamur’da eski evlerin taş ve ahşap işleri azınlıklar tarafından yapılmış. Öteki kentlerde de Yörükler ve Türkmenler ticaret ve sanattan uzak durmayı tercih etmişler.

Rahmetli Reşit Pehlivan Kumluca’nın eski dükkanlarını Rumların işlettiğini söylemişti.

İstanbul ve İzmir gibi Anadolu’nun dışarıya açılan kapısı olan kentlerde ticareti ve sanatı gayrimüslimler tekellerine almışlardır. Bugün İstanbul Kapalıçarşı’daki esnaf ve sanatkârlar gayrimüslimlerden oluşmaktadır. Söylenenler gayrimüslimlerin, ticaretin ve sanatın hakkını verdiklerini gösteriyor. Onlar Anadolu’dan gelen küçük esnaflara tam bir tecir gibi davranmakta, işine sağlam olanlarla açık hesap çalışmaktadır. Bizim Anadolu kentlerindeki tecir tayfası ise taşradan gelenlere yolunacak kaz gözüyle bakıyor. İşin hilesine sapıyor. Az emekle çok kazanmak istiyor. Yaşamakta olduğum Kumluca’da bundan söz eden pek çok kişiye rastladım. Adam parasıyla iş yaptırmak istiyor, usta ondan aldığı kaporanın üstüne yatıyor. İşi sürüncemede bırakıyor. Dışarıdan gelenlerin daha sağlam iş ahlakına sahip oldukları söyleniyor.

Bu durum toplamda aldığımız hizmetin kalitesine de yansıyor. İşi bilen adamları seçmek yerine siyasetçilerin bizi aldatmasına göz yumuyoruz.

Her ne kadar inşaat ve ticaret sektörlerinde deneyimli kişiler varsa da Yörük tayfası halen çobanlık ve çiftçilikte ısrar ediyor. Kumluca ve Antalya’nın ülke çapında bir ticaret adamı yetiştirememiş olması buna en güzel delildir. Bunca varlıklı insanın emek ve sermayelerini birleştirip daha organize işler yapamamasının nedeni ne olabilir? Bence ticarette ve sanatta kuralları ciddiye almıyoruz. Kafa yormuyoruz. İşbirliği ve işbölümü konusunda zayıfız. Az olsun benim olsun demeyi bir erdem sayıyoruz. Halbuki çağdaş toplum ve ticaret, işbirliği istiyor.

Bence ticaret ve sanata şaşı bakan bir toplum doğru dürüst hizmet üretemez. O toplumun bireylerini en iyi eğitimlerden geçirseniz bile “daldan eğme” olur. Köylülükten kurtulamaz. Çünkü iletişim ve uzlaşma, ticarette olur. Öteki mesleklerde kişi insanla çok içli dışlı değildir. O meslekler yaratıcılık da istemez. Atadan kalma yöntemlerle yürütebilirsiniz. Ama ticaret ve sanat çevik bir zeka, üretkenlik ve yenilik ister. Eski devletlerin ticaret yollarını sürekli açık tutmaya çalışmasının nedeni budur. Tüccar dışarıdan sadece mal getirmez, kültür ve teknoloji de getirir.

Atalar, “Malını övme, pazarını öv!” derler. Ticaret yoksa ürünün en iyisini de yetiştirsen hava.

Hikayeyi bilirsiniz: Çerçinin biri yaşlanmış. Çocukları, “Baba yaşlandın gayri. İşten güçten el çek, abdestinle namazınla meşgul ol!” demiş. Çerçi, “Onu ben de biliyorum ya! Şu dağlarda nice malının kıymetini bilmeyen var...” diye cevap vermiş. P,yasadan haberi olan, almayı ve satmayı bilen insanlarla iş yapmak her zaman iyidir.

Piyasanın derinlik kazanması ve istikrara kavuşması için de milletin ticaretin önemini bilmesine, pazarlık yapmasına, oyunu kuralına göre oynamasına ihtiyaç var.

SOMSÖZ: ALAVERE, DALAVERE DEĞİLDİR.

1 Mart 2026