Bugün Antalya’dan bir gazeteci ile tanıştım. Basın ilan Kurumu gazetelerin yazı yazan herkese telif ücreti adı altında bir ücret ödemesini istiyormuş.

Yani basında adınız geçiyorsa yazdığınız her yazı için gazeteniz size belirli bir ücret ödemek zorunda. Bunu da belgeleyecek. Çünkü her yıl Basın İlan Kurumu müfettişleri inceleme yapıyor.

Devlet vatandaşı nasıl bir kıskaca alıyor düşününüz. Yüzbinlerce öğretmen, avukat, eczacı, mühendisin ağzı bağlı. Bunlar kendi alanları ile ilgili bir konuda bile fikir beyan edemezler. Hele devlet memuru iseler hiç beyan edemezler. Yüksek yargı olsun, üniversiteler olsun ne zaman siyasi konularda bir fikir beyan etmeye kalksalar sayın Cumhurbaşkanımız kükrer: “Siyasete atıl!” Sanırsınız bu ülkenin çıkarlarını en iyi siyasetçiler bilir, siyasetçiler kollar. Hâlbuki fikirlerini söylemek her vatandaş için hem anayasal bir hak hem de bir görev iken bu hakkı budamanın demokrasideki karşılığı ne olabilir?

Fikir beyan etmek sadece siyasetçilerin tekelinde olabilir mi? Böyle bir tekel oluşturulursa o ülke nasıl kalkınır? Sanatçılar, bilim adamları, okuyanlar yazanlar, düşünenler… Ya da düşünmeden konuşanlar… Anayasa hiçbir kişinin kısıtlanmasına izin vermiyor. Ama hükümetimiz hazretleri yazanları, konuşmak isteyenleri, toplantı düzenlemek isteyenleri şu ya da bu şekilde bloke ediyor. İşgüzar valiler, kaymakamlar, savcılar, emniyet müdürleri sanki ülkede herkes potansiyel anarşistmiş gibi davranıyor. Öte yandan muhalif sesleri susturmaya yönelik davranışlar için hiç kimse parmağını kımıldatmıyor.

Bu, demokrasi midir? Ya da hangi demokrasi tanımında vardır?

Bereket “Gözlüye gizli yok.” İnsanlar çeşitli riskleri alarak da olsa düşüncelerini söylemekten kaçınmıyor. İyi ki de kaçınmıyor. Bir ülkede bırakın akıllı ve eğitimlileri aptalların ve delilerin de söz söyleme, düşüncelerini paylaşma hakkı vardır. Çünkü bir güzelliğin nereden doğacağını kimse bilemez. “Bu lkeye komünizm gelecekse onu da biz getiririz” mantığının üstünden 90 yıl geçti. Ama hâlâ o mantığı terk etmeyen insanlar var. Ya da “Böyüklerimiz bizden eyi bilir” mantığı.

Bizim sorunumuzu da çözümünü de en iyi biz biliriz. En iyi biz anlatırız. Yandaşlar veya Candaşlar değil.

SOMSÖZ: DEMOKRASİYİ BUNUN İÇİN İSTİYORUZ.