Çevre konusu ciddi bir iş. Çevreyi takmayan kişiler ne ses kirliliğinden, ne görüntü kirliliğinden rahatsız oluyor. Halbuki kirlilik çeşidi o kadar çok ki. Hava kirliliği, su kirliliği, toprak kirliliği, ses kirliliği, görüntü kirliliği, kötü kokular…

Çevreyi kirletenler hepsine de neden oluyor. Sözgelimi sebzesinin yapraklarını ve saplarını bir koyağa döküveren yurdum insanı hem görüntü kirliliğine neden oluyor, hem de dereden akan suların denize dökülmesi sırasında su kirliliğine. Çevreye pet şişe veya cam şişe atanlar görüntüyü kirlettikleri gibi onlarla birlikte attıkları atıklar mikropların ve haşerelerin rahatça üreyebileceği bir ortam yaratıyor. Hele tarımsal ilaç ve gübre bidonlarını gelişigüzel atıverenler havayı, suyu ve toprağı öyle bir kirletiyorlar ki ne kadar anlatsak eksik kalır.

Kardeşim arabasını biçimsiz park etmiş, su dökmeye gitmiş. Ya da yolun içine ikinci sıra yapmış. Hem trafik akışını engellemiş, hem de görüntü kirliliğine neden olmuş. Yada benim işini bilen esnafım kaldırımı işgal etmiş. Hem insanların geçişini engelliyor, hem orada oturup yemek yiyenler ortadaki tozu tomuru da soluyor, hem de görüntü kirliliği oluşuyor.

Yiğidim motosikletin egzozunu çıkarmış son hızla gidiyor, yetmiyor arada kontağı kapatarak egzozun tabanca gibi patlamasını da sağlıyor. Yüksek hız da cabası. Bazen o da kesmiyor, kaldırımdan ya da ters yönden gidiyor. Kaldırımda yürüyenleri tehdit ediyor. Yüreklerini ağzına getiriyor.

Pil zehirli atıktır. Bir tek pil tonlarca suyu zehirler. Zehirlediği su içilmediği gibi temizlikte falan da kullanılamaz. Toprağa gömülse bile su topraktan süzülürken atık pilin içindeki cıvayı da alarak denizlere taşır. Bu, deniz suyunun kirlenmesine neden olduğu gibi denizde yaşayan ve pek sevilerek yenen balıkların da etlerinde kalıntıya neden olur. Tabii o balıklardan yiyenler de zehirlenir. Burada “Bize bir şey olmaz” diyenlere de bir çift söz etmekte yarar var: Çevre kirliliği öldürmüyor; bedensel, zihinsel ve ruhsal hastalıklara neden oluyor. O hastalıklar hem hastaya, hem çevresindekilere, hem de devlete sınırsız sıkıntılar veriyor.

Olan oldu, geçen geçti. Kumluca’mız 12 Aralık 2022’de bir sel felaketine maruz kaldı. Herkesin serasına, bahçesine, evine, dükkânına su girdi. Arabalara varıncaya kadar sel götürdü. Her yeri çamur bastı. Uğradığımız zararın haddi hesabı yok. Herkes, “Hükümet nerede! Belediye nerede! Kızılay nerede!” diye çığrıştı. Acaba bu selde çevreyi sorumsuzca kirletenlerin payı nedir? Komşusu ya da mahallelisi pasayı dereye dökerken sesini çıkarmayan, serasını suyun geçeceği yere yapan kardeşimizin payı nedir? Kesiklerini işlemeyen, işlemeyen komşusuna da bir şey demeyen, demeye yüzü olmayan hemşerimizin bu selde suçu yok mudur? Suç samur kürk demişler, kimse giymemiş. Selden zarar görmedik diye sevinecek değiliz. Ama belediyenin, devletin, sorumlu kişilerin ve tek tek bireylerin bu felaketten ders çıkarması gerekmiyor mu? Özellikle bireylerin. Çünkü bireyler şikayetçi olmadıkça, üstüne düşeni yapmadıkça ne belediye, ne jandarma, ne devlet, ne de yüzsüz vatandaşlar harekete geçecek.

Bir Çevre Bakanlığı’mız var, ilçelerde temsilcisi bile yok. Şikâyet olursa ilden gelip bakıyor, tutanak tutuyor, ceza yazıyorlar. Şikâyet olmazsa da sen sağ ben selamet. Sen hasta olmuşsun, zarara uğramışsın, ölmüşsün… Umurlarında bile değil.

Ormandaki çöpler, deniz kıyısındaki kirlilikler, toprak kirliliği vs. Hepsi bize tedavisi güç, sancılı hastalıklar olarak geri dönüyor. Herkes elindekini çöp kutusuna atarsa bu hastalıklar yarıya iner. O zaman başkalarına da bir şey demeye yüzümüz olur.

İşe en kolayından başlayın! Yere izmarit atan kişiye karşı sesinizi yükseltin! Çocuğunuz çevreyi kirletiyorsa uyarın! Komşunuz apartmanınızda ortak alanı kirletiyorsa ille de apartman yöneticisini veya başkasının temizlemesini beklemeyin! Yoksa hastalıklar kapıdadır.

Artık iş başa, gayret dayıya düştü.

SOMSÖZ: NEYİ BEKLİYORUZ?