Birçok kişi dileklerinin ve isteklerinin olması için çok çaba gerektiğini düşünür. İster dua, ister dilek söz muhatabını şu ya da bu şekilde bulur ve kulağına erişir. Ama sabretmek gerek.
Söz bir tohum gibidir. Önce toprağa düşer gibi insanların kulağına, gönlüne ve aklına düşer. Sonra yavaş yavaş orada gelişir. Tomurcuklanır, çiçeklenir ve meyve verir. Atalar onun için “Açık ağız aç kalmaz” ya da “Dile gelen ele gelir” demişler.
Siz güzel olduğuna inandığınız düşünceleri her mahfelde dile getirin. Muhakkak bir duyan olacak ve bir gönülde çiçek açmaya başlayacaktır.
Benim de zaman zaman “Vefasızlığın ve bencilliğin dünyayı kapladığını, insanlığın kötüye gittiğini düşündüğüm oluyor. Umutsuzluğun batağına saplanıyorum. Sonra “Güzel şeyler için savaşan insanların da bulunduğunu” düşünüyor ve yekiniyorum. “Başka çabalayanlar yoksa bile ben çabalamalıyım, güzel bir düşünceyi ayağa kaldırmalıyım. Güzel bir şey için çalışmalıyım” diyorum.
Çünkü biliyorum ki yeryüzünde hiçbir şey yitmez. Fizikçiler bunu madde için söylüyorlarsa da ben biraz daha genişletip “hiçbir güzel sözün, hiçbir güzel düşüncenin, hiçbir iyi niyetin yitmeyeceğine” inanıyorum. Güzel günler, güzel şeyler gecikebilir. Ama asla yitmez. Çürümez, ölmez. Buna bizi yaratan Allah kefildir. Ben ondan daha büyük bir kefil görmediğim için güzellik tohumlarının ölmeyeceğine, yitmeyeceğine ve tükenmeyeceğine inanıyorum.
Bunlar nereden aklıma geldi? Çoktan beri düşünüyordum da muhatabını bulup dile getirememiştim: Antalya-Kumluca arasındaki yolu yapan bir inşaat şirketi var. Dün o şirketin Belen’deki park yerine gittim. Şefe Tekirova-Kumluca arasındaki yola çok emek verildiğini, gerçekten de yolun bir prestij ürünü olduğunu söyledim. Kendilerini kutladım. Kendisi de yolu yıl sonunda teslim edeceklerini, ufak tefek bazı tadilatların kaldığını bir de “Köpeksolutan” dene yerde çalışmaların olduğunu dile getirdi.
Ben de o arada uzun süredir aklımda olan şeyi söyledim: Yol kıyısında veya az yukarılarda olan suları ihya edip önüne bir çeşme yapılsa, gelen geçen bu çeşmelerin başında bir soluklansa, elini yüzünü yusa, suyundan içse, kurt kuş da yararlansa nasıl olur? Bence bu hayır cami yaptırmaktan da Kuran okutup yemek yedirmekten de büyük sevaptır.
Şef, “Biz başka yerlerde okullara, yoksul insanların evlerine yardım yapıyoruz. Burada da Beycik köyünün alt kısmında güçlü sular çıktı. Bazılarını yaptık. Ama burada kalıcı değiliz.” Dedi. Ben de “Hiç kimse kalıcı değil. Eserlerdir kalıcı olan. Kaldı ki benim söylediğim şirkete pahalı gelecek bir iş de değil.” diye cevap verdim.
Şimdi düşünüyorum: Acaba benim bu sözlerim yitip gidecek mi, yoksa bir yerde tutunup çiçek ve meyve verecek mi? Ben “umuduvar” (Osmanlıca ‘ümitvar’ sözcüğünün Türkçesidir) bir insanım. Yukarıda da söylediğim gibi, bu sözlerin bir yerde tutunup yeşereceğini, çiçek, gölge ve meyve vereceğini düşünüyorum. Hem sade bu yörede değil, o işletme şefinin gittiği her yerde…
SOMSÖZ: OLAMAZ MI?...
Next